Alman fotoğrafçı Grete Stern’in işleri, içinde barındırdığı gerçeküstü imgelerle 30’lu ve 40’lı yılların cinsiyetçi kalıplarına meydan okuyordu.

1904, Almanya doğumlu olan Stern’in, kadınların sessiz ve evlerinde kalmasının beklendiği bir dönemde Bauhaus’ta öğrenim görmesi, o dönemin şartlarına göre deyim yerindeyse hayal gibiydi. Fotoğrafçı, bu hayalle yetinmeyip tipografi ve avangart akımı harmanlayarak geleneksel olmayan kadın tasvirleri yarattı. Bu tasvirlerdeki en dikkat çekici şey, o dönemin zihniyetini vurgulayan edilgen kadınlardı: Diz çöken bir kadın, dev bir erkek eli ve lambanın önüne konumlandırılan bir kadın, elinde telefon ahizesi olan ancak ağzı olmayan başka bir kadın… Kadınların nesneleştirilmesi meselesini işlerinde devamlı vurgulayan sanatçının günümüzle bir bağ yarattığını söylesek yanlış olmaz.

Nazilerin Almanya’yı istila etmesi, Stern’in doğduğu yeri terk etmesine sebep olduysa da sanatçı, provokatif işlerine devam etti. Bununla birlikte Stern, Arjantin’de eşiyle paylaştığı evini, kaçmak zorunda olan Yahudiler ve diğer savaş mültecileri için bir buluşma noktası haline getirdi.

 

h/t: sobadsogood

Başka N’olmuş: Çarpıcı bir fotoğraf serisi: Bir gülümseme insanlara dair algımızı nasıl değiştirir?