Çocuktuk. Okuldan eve gelip, makarna ve köfte yedikten sonra hemen sokağa çıkabilmek için ev ödevlerimizi hızla bitirir, ardından kendimizi dışarıda bulurduk. Hava kararmaya başladığında da annemiz çağırırdı ve eve dönerdik. O da ne? Evde misafirler… “Ay kocaman olmuşsun.”, “Büyüyünce senden yakışıklı/güzel olacak babası/annesi.” gibi onur verici cümlelerden sonra, sohbet o meşhur soruya gelirdi: “Büyüyünce ne olmak istiyorsun?”

Başta masumane gibi görünen bu soru, ömür boyu başımıza bela olacaktı. O sırada verdiğimiz “Astronot olacağım.”, “Seyyah olacağım.” gibi hayal gücünün ürünü cevaplar, büyüdükçe değişecek, “Ne olacağıma karar veremedim, ama sayısal seçeceğim, orada çok meslek var.” türevi cevaplara dönüşecekti. Çocukken verdiğimiz cevapların aldığı “Ay canım yerim seni, çok da zeki maşallah.” gibi tepkiler de zamanla, “Bir baltaya sap olamadı bu da.” bakışlarına evrilecekti. Peki gerçekten böyle mi? Yani bir sürü alanla ilgilenip, bunlardan herhangi bir kariyer çıkaramamak, bir baltaya sap olamamak mı? Bu soruların cevaplarıyla ilgileniyorsanız “çok potansiyel” üzerine kafa yoran Emilie Wapnick’in TED’deki konuşmasının içinde ilham verici noktalar bulacaksınız.

Çocukluğundan beri bu soruya doğru düzgün bir yanıt veremeyen ve büyümeye başladıkça bir kariyer sahibi olma zorunluluğuyla yüzleşen Wapnick, sürecini paylaşıyor: “Sorun, herhangi bir ilgi alanımın olmaması değildi. Sorun, birden çok olmasıydı. Lisedeyken, İngilizce, matematik ve resim severdim. Siteler tasarlardım ve bir punk grubunda gitar çalardım. Bu durum liseden sonra da devam etti ve belli bir noktada, içimdeki bu ruhu fark etmeye başladım: Bir konuya ilgim oluyor ve onun içine dalıyorum, tamamen çözüyorum. Konu ne olursa olsun… Sonra da sıkılmaya başladığım kısma gelirdim.”

Çok alana ilgi duyup, içine girdikten sonra sıkılma duygusu, biliyoruz ki bir yerden sonra toplum gözünde “maymun iştahlılık” olarak adlandırılıyor. Üstelik yaş ilerledikçe, manevra alanımız daralıyor ve sıkılma hakkımızı tüketmeye başlıyoruz. Wapnick ise bu durumun toplumsal bir sıkıntı olduğunu düşünüyor. Bir şeyleri yaparken o şeyin yanlış veya anormal olduğuna karar veren şey biz değiliz, “büyümek” adı altında yapılan dayatmalar, çevresel baskılar…

“Büyüyünce ne olmak istiyorsun?”

“Bu soru çocuklara olacakları şeyler için hayal kurmada ilham verse de, olabilecekleri şeyler hakkında hayal kurmak için ilham vermiyor. Aslında tam tersini yapıyor, çünkü biri sana ne olmak istersin diye sorduğunda, 20 farklı şekilde cevaplayabilirsin. Niyeti iyi olan yetişkinler kıkırdayıp gülseler de: ‘Ah, ne kadar tatlı, ama aynı anda kemancı ve psikolog olamazsın, seçim yapmak zorundasın.'”

“Dr. Bob Childs. O bir enstrüman yapımcısı ve psikoterapist.”

“Ve bu Amy Ng, magazin editörü aynı zamanda ressam, girişimci, öğretmen ve yaratıcı bir yönetmen. Ancak çoğu çocuk böyle insanların varlığından bihaber. Tüm duyduklarıysa yapmak zorunda olacakları seçimler. “

Bir çok insan tek bir ilgi alanına yoğunlaşmak ve bu alanda uzmanlaşmak isteyebilir. Peki ya çok fazla ilgi alanına sahip olup, hepsiyle ilgili bir şeyler yapmak isteyenler? Onlar, böyle bir tabloda kendine bir yer bulamayacak gibi görünse de Emilie Wapnick böyle düşünmüyor: “Bu yüzden kendini yalnız hissedebilirsin. Bir amacın yokmuş gibi hissedebilirsin. Ve kendinde bir sorun olduğunu düşünebilirsin. Ama senin hiçbir sorunun yok. Sen, ‘çok potansiyellisin.'”

Wapnick, çok potansiyelliliği bir sorun olarak görmekten çıkarıyor ve bu durumun üç süper gücü içerdiğini söylüyor: “Fikir sentezi, hızlı öğrenmek ve adaptasyon.” Fikir sentezi, iki ya da daha çok alanı birleştirilmesini sağlıyor. Hızlı öğrenme, ilgi duyulan alanların çokluğu öğrenme açlığıyla buluştuğunda çok potansiyelliğin ikinci süper gücü oluyor. Ve son alarak adaptasyon, içinde bulunulan şartlara hemen ayak uydurabilme gücünü doğuruyor. Wapnick, potansiyelleri yönetmenin zorluğunu değiniyor ve bu durumu yönetmek için bu üç gücün farkına varmanın gerekliliğinden söz ediyor: “Çok potansiyelli birinin çok ilgi alanı vardır ve yaratıcıdır. Bunu söylemek zordur. Bunu üç kısma bölmek işi kolaylaştırabilir. “

Emilie Wapnick, konuşmasını cesaret verici bir şekilde noktalıyor: “İçinizdeki isteği kucaklayın, ne olursa olsun. Eğer uzmanlığı gerçekten istiyorsanız o halde her türlü yolla, uzmanlaşın. Orası, işinizi en iyi yapacağınız yer. Fakat siz de dahil odada, çok potansiyelli olduğunu geçen 12 dakikada yeni fark eden sizlere demek istiyorum ki: Tutkularınızı çoğunu kucaklayın. Meraklarınızı en küçük çukurlara kadar takip edin. Ortak noktalarınızı keşfedin. İçinizdeki tutkuyu kucaklamak daha mutlu daha gerçek bir yaşama yol açıyor. Ve belki de daha önemlisi: Çok potansiyelliler, dünyanın size ihtiyacı var.

Konuşmanın tamamını izlemek için buraya tıklayabilirsiniz.

Başka N’olmuş: Ekran ışığını yalnızlığın temeline oturtan fotoğraf serisi: “Yalnız Pencere”