Telefonun alarmı çalıyor. Birkaç ertelemeden sonra uyanıyoruz. Yüzümüzü yıkıyoruz. Ve çok kısa bir an aynaya bakıyoruz. Yaşanmışlıkların, umutsuzlukların altında ezilmiş, gece eski sevgiliyi stalk‘lamış ve utanmış bir yüz bize bakıyor. Ve sanki sadece bir soru soruyor: Neden? 

İşteyiz, sokaktayız, pub’lardayız. Ortak noktamız çok. Telefonumuza bir uygulama indirip, ilgi duyduğumuz insanlara kolayca ulaşabiliyoruz. Peki bu kadar çok “kolay”lık varken aşık olmak neden bu kadar zor? İçerik editörü ve yazar Nina Tomaro açıklıyor. Üç temel nedeni gözler önüne seren Nina, umutları da kış uykusundan uyandırıyor.

1. Zoru denemiyoruz çünkü “en iyisi olsun” sendromuna sahibiz.

Hayatın her alanında tüketici hale gelen insanlar, hisleri konusunda da böyle davranıyor. Nina’ya göre bu sorunun en önemli parçası “Denizde bol miktarda balık var.” düşüncesi. Bu düşünce, partnerimize değiştirilebilir bir nesne olarak bakmamıza sebep oluyor. İşler zorlaştığında ise başka bir “balığın” var olduğu ve şu ankinden daha iyi olduğu hissi, tüketimi hızlandırıyor.

Nina, duygularımıza ve insanlara değiştirilmesi gereken eski model bir araba muamelesi yapmamızı, aşık olamamanın temeline oturtuyor. Ona göre iki insanın farklı perspektifleri birbirine karıştığında, her zaman yanlış anlamalar olacak; fakat işte o anlarda da gelişim başlayacak. Yazar, bu başlığın sonunda seçimi yine bize bırakıyor: “Uzun vadede bomboş hissetmeni sağlayacak kısa süreli hazların insanı mısın? Seçim senin.”

 2. Kendimizi kaybettik.

İkinci sebep ise hepimiz için çok tanıdık: Yalnız olduğumuz zamanlarda bizi mutlu edecek diye düşünüp bir kişiye anlık bir çikolata muamelesi yapmak. Nina’nın, insanı kendinden uzaklaştıran bu davranışa karşı getirdiği öneri ise kesinlikle çok çarpıcı: “Önce kim olduğumuzu anlamalı ve bir başkasının bizi mutlu etmesinin beklemeden, kendimizle mutlu olduğumuzdan emin olmalıyız.”

3. Partnerimizi çantada keklik olarak görüyoruz.

Bu durumu da bilirsiniz. Düzenli olarak birlikte uyandığımız insanın hep orada olacağına dair yanılgımız, belki de karşımızdakini cömertçe kırmamıza, ona ağzımıza geleni söylememize neden oluyor. Elbette, insanız ve bazen sınırımız zorlanıyor. Peki unuttuğumuz şey ne? O da insan. Klişe ama doğru bir empati kalıbı. Nina, bu konuyla ilgili de gayet net. “Birine aşıksan aşıksındır. Ya akıllı olur, bu duyguyu huzursuz etmeyi bırakıp gönlünce yaşarsın ya da mutsuzluğunu yaşamaya alışırsın.” mesajlı yazısında birini “çantada keklik” gibi görmenin aşkı yok ettiğine değiniyor: “Yüzünde bir tebessüm oluşturmak için seninle ilgilenen birine sahip olacak kadar şanslıysan lütfen aptal olma ve bunu katlanılmaz bir hale getirme!”

Nina’nın söyledikleri, sabah aynada gördüğümüz kişinin bize söylediği cümlelere benzemiyor mu? Sonuçta, hepimiz kendi hayatımızın baş rolüyüz fakat benzer şeyleri yaşıyoruz. Ve sürpriiiiz: Karşımızdaki de kendisini yalnız hissediyor.

h/t: huffingtonpost

Başka N’olmuş: Bir yabancıya sadece 36 soru sorarak aşık olmanız mümkün mü?

  • Aslında yeterince aşık oldum elimden geleni yaptım ama hep platonik oldu, yine de güzel yazı; çok teşekkürler.