Bisiklet_5

Bir hayal mi?

Yedi tepe üzerine kurulu bir şehirde yaşıyoruz, evet.

Yazıyla, kışıyla, artık kısalmış olsa da baharlarıyla; layığıyla yaşıyoruz dört mevsimi.

Bütün bunlar İstanbul’un güzellikleri, evet. Fakat nasıl da olumsuzluk olarak bahane ediyoruz tümleci bisikletli cümleler içinde o güzellikleri… O güzel tepeler 7 iken artıyor birden, hava sertleşiyor, romantik sonbahar rüzgarları çekilmez hale geliyor nedense sele üzerindeyken. Peki, bunların tümü birer engel mi gerçekten? Pedal çevirmek bu kadar mı zor bu şehirde?

Bisiklet_7

İstanbul düzdü de biz mi bisiklet sürmedik?

En alışılagelmiş kıyaslamadır konu şehirde bisiklet kullanımına geldiğinde. Danimarka, Hollanda gibi özellikle Kuzey Avrupa ülkeleri; şehirlerindeki bisiklet kullanımının yaygınlığını zeminlerinin düz oluşlarına borçludur ya hep. Bizim tepeli İstanbul o yüzden hiç uygun değildir ulaşım aracı olarak bisiklete. Hele bir de yağmur yağıyorsa aman Allah’ım. Hayatta çıkarmaz İstanbullu iki tekerleklilerini bodrumdan dışarı. Aslında bisiklete binmek; bahardan bahara, ancak hava güneşli olduğunda parkta, Caddebostan sahilinde yapılan, arada bir de adaya gidildiğinde farz olarak yerine getirilmesi gereken bir Pazar günü aktivitesidir İstanbul’da.

Yağmur, tepe bahane. Pedal çevirmek  şahane.

bisiklet_4

Şimdi iki şey söylemek istiyorum.

Birincisi, Avrupa şehirlerinde ama özellikle bu iki ülke şehirlerinde bisikletin bu kadar yaygın olmasının temel nedeni zemin yapısının düzlüğü değildir. Durum bundan ibaret olsaydı, bu gün Sakarya da Konya da, Adana ve Antalya da bisiklet dostu şehirler arasında pekâlâ anılabilirdi. Bisiklet dostu şehir derken bir şehirdeki bisiklet kullanımının diğer şehirlerdekine oranından bahsetmiyorum elbette. Tam olarak neden bahsettiğimi yazının sonunda daha iyi anlayacaksınız. Fakat konumuza dönecek olursak, bu iki ülkenin başkentlerinde de diğer şehirlerindeki yaygın bisiklet kullanımı; jeopolitik koşullarından başka, tarihi ve siyasi sebeplere dayanıyor. 1800’lü yıllarda bisiklet dalgası sanayi ülkelerini vurduğunda, bu ülkelerdeki herkes bisiklet kullanmaya başladı. O bindiğinizde saçlarınızı uçuşturan, özgürlük duygusu ve bir yerden başka bir yere baldır kuvvetiyle çok daha hızlı gidebilme olanağı, toplumun geniş bir kesimini etkisi altına aldı. Bisiklet çılgınlığı boğucu ve rahatsız kıyafetleri serbestleştirdi, kadınları ve işçi sınıfını özgürleştirdi. Fakat çok geçmedi , arabaların trafikteki sayısı çoğaldı, trafik kazaları arttı. Bisikletler trafik içinde sıkıştı. Durum bu gün İstanbul’da bisiklet severlerin trafikte yaşadıklarına benzerdi. Trafikte arabaların arasında kalan iki tekerleklilerinin özgürleşmesi için birleşti Hollandalılar, pedal çevirmek için direndi. Bisiklet devrimini başlattılar ve sonunda hak ettikleri pedal çevirme özgürlüğünü elde ettiler.

Bisiklet_2

İkincisi, madem jeopolitik koşulları ille de düşüneceğiz, o halde bisiklet kullanımının yaygın olduğu Sydney, Aarhus, Gothenburg, Bern, Stockholm gibi pek de düz olduğu söylenemeyecek örnek şehirlere ne demeli? Peki, dağları tepeleri geçtik de havayı dert ettik ya. Hollanda’da yağmur yağmaz mı sanırsınız? Sıfır derecenin altında bisiklete binmeyi delilik sayan bizler, işlerine takım elbiseyle karda kıyamette bisiklet tepesinde gidenlere gıpta ederken bu ayrıntıyı gözden kaçırıyor değil miyiz? Danimarka’da, Hollanda’da da, Fransa’da, Almanya’da hatta İtalya’da; İstanbul’dan çok daha rüzgârlı, yağışlı hava şartları ile karşı karşıya değiller midir sizce?

Toplu taşıma sıkışıklıklarına çözüm olabilecek, belki İstanbul’da trafiği beklenen büyüklükte rahatlatamayacak olsa da egzoz dumanını bir nebze azaltacak bu çevre dostu sporun aynı zamanda da bir ulaşım aracı olduğunu ah bir hatırlasak! Çevreye verdiğimiz zarardan kesip, günlük spor faaliyetimize takviyede bulunma fikri bir tek benim mi aklıma yatıyor? Bireysel ve çevresel faydanın yanında, iktisadi düşünelim bir de. Uganda, Sri Lanka ve Tanzanya’da yapılan araştırmalarda, bisiklet kullanmaya başlayan dar gelirli ailelerin gelir seviyesinin %35 oranında arttığı sonuçlarına varılmış. Petrole verdiğiniz, park yerlerine ödediğiniz, toplu taşımaya vermek üzere cebinizden çıkan onca “yeşilliği” düşünün.  Ah bir bunları düşünüp hatırlasak belki daha çok pedal dönecek bu kentte. Yağmuru, tepeyi bahane etmeden; bisikletini ada sahillerinin ve park kenarlarının dışına cesurca çıkaran insanlarla dolacak bu kent.

Bisiklet_3

Bisiklete saygı kadar alt yapı da önemli!

Neyse ki son aylarda daha çok görür olduk bisikletleri. Yakın zamanda Beşiktaş Belediyesi de bir levhayla bisiklet kullanımını destekleyici bir adım atmış. Bisikletliye saygı konusunda çılgın İstanbul trafiğinin bezgin ve tahammülsüz şoförlerine iyi bir hatırlatma yapmış. Yapmış ama keşke bir levha, pedal dostu bir şehrin inşaası için yeterli olsaydı. Bisiklet yolları artmadıkça, trafikteki kavşak ve ışıklarda bisiklet kullanımını dikkate alan önlemler alınmadıkça, bisiklet dostu bir şehirden bahsetmek çok zor. Altyapı olmadıktan sonra her yere tabela koymuşuz, kalpler içinde bisiklet işaretleriyle donatmışız şehri neye yarar.

Ama evet, mümkünse daha çok tabelaya ihtiyacımız var. Öyle çok tabela olmalı ki 17 milyonun beyninde yer etmeli iki tekerlek ve pedal.  İsyan etmeli, “Neden daha çok bisiklet yolu yok?”, “Neden daha çok bisiklet parkı yok, geçidi yok?” diye sormalı İstanbullu. Egzoz dumanı, korna sesi değil, çevre dostu bisiklet zili sesi yükselmeli.

İnanıyorum.

İstanbul’da da olacak çok yakında,  Bisiklet Devrimi !