Röportaj: Arican Kozanoğlu, Caner Uzun

Grubun ismindeki “Mr.Crowley” – Ozzy Osbourne göndermesine bakıp sert bir müzik yaptıklarını sanmayın. Müziklerini minimalist olarak tanımlayan bu grubu dinlediğinizde ne demek istediğimizi anlayacaksınız. Büyülü şarkılar yapıyor Miss Crowley. Bu açıdan isimlerindeki gönderme okültist Aleister Crowley olarak daha doğru okunabilir. Onları dinlemek rüya aleminde dolanmak gibi biraz. İrlandalı vokal Claire Crowley’nin sesinin bundaki etkisi yadsınamaz. Claire’in yanı sıra Mert Bereket piyano tuşlarına basarken Sinan Erdin davulun başında ve Murat Çopur kontrbasta. Miss Crowley ile tanışmamız tamamen tesadüfi: bir gün Galata’nın sokaklarında avarelik ederken kulağımıza gelen müziği takip ettik ve kendimizi bir heykel atölyesinde bulduk. İçeri girdiğimizde grup soundcheckteydi. Akşam aynı mekanda konserleri olduğunu öğrendik. Kalbimizi çoktan kazanmışlardı. İşte, sonbahara yakışan şarkılar yapan Miss Crowley ile yaptığımız röportaj:

Nasıl ve ne zaman kuruldunuz? Her şey 2014’de mi başladı?

Claire: Bir yıl önce…

Mert: Grup resmi olarak bir araya bir yıl önce geldi. Ama aslında daha geçmişe dayanıyor. Benim önceden bestelerini, müziklerini yapıp düzenlediğim şarkılar vardı. Bunun üstüne bir vokal arayışına girdim. Sonrasında Claire ile tanıştık.

Yola sen yalnız çıktın yani? 

Mert: Evet, Claire ile tanıştıktan sonra şarkıları beraber yazmaya devam ettik. Sonra Sinan’ın efsane davullarını duydum ben. Sinan’la beraber çalmaya başladık. Halen bir şeyler eksikti. Bas arayışımız vardı ama ben elektrikli bas değil de kontrbas istiyordum. Türkiye’de pek kontrbas çalan yok biliyorsunuz. Böyle ben umutsuz bir şekilde etrafıma, sağa sola sorarken birden Murat (Çopur) Abi  geldi.

Murat: Hatta ben zorla istedim. “Ya bir şey eksik.” diyerek konuya girip…

Mert: Evet bir konserimize dinleyici olarak geldi ve sonrasında beraber çalmaya başladık.

Hangi konserdi?

Mert: Date konserimizdi. 2. Konserimiz… Grup böyle bir araya geldi ve işte devam ediyoruz.

date istanbul

Mert Bereket piyanoda. Date İstanbul konserinden…

Peki şu an yeni bir ses arayışınız var mı? İleride gruba eklemlenecek bir ses?

Mert: Aslında aklımızda değişik fikirler var. Farklı üflemeliler düşünüyoruz ya da bazı ufak tefek elektronik altyapılar düşünüyoruz ama bunu zaman zaman ekleyip zaman zaman çıkaracağız. Konser konser değişebilecek konseptler…

Claire İrlanda’dan kalktı geldi buraya. Burası hakkında neler düşünüyorsun, ne kadar kalmayı planlıyorsun? İleride oralarda da canlı performans vb. işler düşünür müsünüz? 

Claire: Sıkıldığım için Türkiye’ye geldim. Türkiye hakkında hiçbir şey bilmiyordum. Ama gerçekten çok sevdim. Aslında bir yıllığına gelmiştim buraya ama 10 yıl daha burada kalırsam şaşırmam ya da sonsuza dek… Kim bilir. Burayı gerçekten çok seviyorum. Sahiden çılgın bir şehir ama seviyorum bunu. Ve müzik… Müzik kesinlikle beni burada tutan şey. Bu olmasa bütün gün ne yaparım bilmiyorum. Çocuklarla çok fazla çalıyoruz. İrlanda’da çalma konusunda… Planları Mert yapıyor. Ama İrlanda’nın gerçekten güzel festivalleri var. Ben de İrlanda’dan birileriyle görüştüm hatta. Yani gelecek yaz falan böyle bir şey mümkün olabilir.

“Soon You’ll Be Free” sanıyoruz ilk stüdyo kaydınız. Başka yeni stüdyo çalışmalarınız var mı yoksa daha çok canlı performanslara mı odaklanıyorsunuz?

Mert: Biriktirdiğimiz şarkılarımız var ve onları bir albüm halinde toplayacağız. Bu süreçte de “Soon You’ll Be Free” gibi ara ara videolarla ya da çeşitli farklı şekillerde bunları dinleyiciye sunacağız.

Bir yandan da bir müzik projesi olarak tanımlıyorsunuz kendinizi. Projenin diğer ayakları nelerdir? 

Mert: Projenin diğer ayaklarından biri öncelikle video. Yani kısa film tadında böyle çeşitli video klipler… “Soon You’ll Be Free” videosunun yönetmeni ve senaristi Saygın Han. Onlarla beraber devam edecek, Saygın ve ekibi ile beraber. Bunun dışında grafik tasarım, illüstrasyonlar göreceksiniz.

Claire: Saygın’dan bahsetmişken ben de Özge’den bahsetmek isterim. Özge Güven konserler için bana kıyafet tasarlayan isim. Her konser, konser mekanına ve sahneye göre farklı bir kıyafet yapıyor bana.

Sizi ilk defa bir heykel atölyesinde dinlemiştim. Konser – mekan ilişkisi nedir sizce? Özellikle o atölye grubun ruhunu tamamlıyordu. Bu özel bir seçim miydi? 

Mert: Biraz öyleydi tabii ki. Heykel atölyesi burada spesifik bir örnek. Yakında buna benzer bir kaç şey daha duyacaksınız. Bir tanesi bir kilise olacak mesela. Biz birazcık müziğin seyirciyle ve atmosferle bütünleştiğini düşünüyoruz ve bu yüzden mekana önem veriyoruz.

kamayor sanat atolyesi 2

Murat Çopur kontrbasta. Kamayor Sanat Atölyesi konserinden…

Çok yakın zamanda Sofar’da çaldınız. Nasıl geçti o performans?

Mert: Sofar çok samimiydi. Oldukça samimi bulduğumuz bir müzik projesi yani bir oluşum. İnsanların sadece müzik dinlemeye geldiği bir yer. Hatta inanılmaz keskin kuralları var: konuşmayacaksınız, telefonlarınızla oynamayacaksınız, telefonlarınızı kapayacaksınız.

Bu akşam Bronx’ta sahne alacaksınız. İlk konserinizi de burada vermiştiniz. Yeni sezonda düzenli olarak performanslarınız olacak mı?

Mert: Düzenli olarak heykel atölyesinde çalıyoruz. Belli periyotlarla  bizi orada görebilirsiniz.

miss crowley roportaj 2

24 Eylül Bronx konserinden…

O heykel atölyesi şöyle bir hissiyat veriyor: orası, o heykellerin, mumların, tabloların arasında siz de bir köşede çalıyorsunuz ve sanki bir düşsel atmosferin içindeymişsiniz gibi… Zaten müziğinizin de öyle bir etkisi var. Siz müziğinizin duygusunu nasıl tanımlarsınız? Yani “biz bir süreliğine kaçıyoruz, siz de gelin kaçın” gibi bir durum mu yaratmak istiyorsunuz konserlerde?

Mert: Siz güzel yakalamışsınız zaten olayı. Bu gibi konserlerde dediğiniz gibi oluyor…

Sinan:  Daha sakin ve daha durağan olan, birbirimizi akustik duyabileceğimiz, seyirciyle de iletişim kurabileceğimiz daha küçük mekânlar tercih ediyoruz genelde. Sofar mesela öyleydi. Daha tatlıydı. Kamayor heykel atölyesi yine öyle… Seyirci de konuşmuyor, sıkılmıyor, dinliyor böyle performanslarda.

date istanbul 2

Sinan Erdin davulda. Date İstanbul konserinden…

Minimalistik olarak tanımlıyorsunuz müziğinizi, bunu nasıl anlamalıyız? 

Claire: Çok fazla enstrüman yok. Bugünlerde pek çok müziğin arkasında elektronik şeyler var. Prodüksiyon işi. “Over produced” değiller belki ama “very produced” diyebiliriz. Bizim müziğimiz gayet “simple”. Ve ben bunu çok seviyorum aslında.

Yakında albümün çıkması halinde basılı halde bulabilecek miyiz peki yoksa sadece dijital ortamda mı olacak?

Mert: Onunla ilgili çalışacağız, yani elimizden geleni yapacağız o konuda. Ben biraz daha analog bir adamım, o yüzden isterim. Ama son zamanlarda çok fazla iş yok böyle. Bu iş daha çok dijital piyasaya dönüşmüş durumda. Ona birazcık çalışacağımız insanlar karar verecek herhalde, bakalım.

İlham aldığınız isimler var mı? 

Mert: Philip Glass, Yann Tiersen…

Claire: Bu sorudan sanırım nefret ediyorum. Çok fazla var. Lisa Hannigan, İrlandalı kendisi. Nina Simone. Etta James’i gerçekten severim. Ella Fitzgerald. Daha modern sesler: Lorde. Daha 18 yaşında. İnanılmaz biri. Harika bir söz yazarı… Ve Mert, Sinan, Murat bana ilham veriyor.

date istanbul 3

Claire Crowley, Date İstanbul konserinden…

Swing, caz söyledin mi daha önceleri?

Claire: Aslında ben caz okuluna gittim ama hemen bıraktım. Ama bu dinlediğim isimler tabi oradan geliyor. Ben çocukken bu tür müziklerle yetiştirildim. Nedeni bu.

Miss Crowley şarkılarına geri dönersek… Beraber mi yazıyorsunuz şarkıları?

Claire: Beraber yazıyoruz. Normalde Mert bana bir parçayla geliyor, ben de dinliyorum ve vokalleri, melodiyi yazıyorum üstüne. Böyle oluşturuyoruz. Sonra ben kaydediyorum. O da olmuş ya da olmamış diyor.

miss-crowley-roportaj

Miss Crowley’nin sitesine buradan ulaşabilirsiniz.