Helenistik Dönem’den 19. yüzyıl romantiklerine, Rönesans’tan günümüz çağdaş sanatına, türlü şekillerde karşımıza çıkan bir tema “rüzgar”. Sanat tarihi için bu, yalnızca bir doğa olayından çok daha fazlası şüphesiz. Peki nedir bu rüzgarın alametifarikası? İşte bu soruyu, ruhumuzda rüzgarlar estiren dokuz ilham verici sanat eseri için sorduk.

1. Van Gogh – “A Wind-Beaten Tree” 

Vincent Van Gogh, 1883 tarihli eseri “A Wind-Beaten Tree”de (“Rüzgarın Vurduğu Ağaç” olarak Türkçe’ye çevrilebilir.) rüzgarın kuvvetle savurduğu yalnız bir ağacı resmeder. Fakat belki de bu bir ağacın değil, ağacı bile bükebilecek güçteki rüzgarın resmidir. Kuru, cansız ve güçsüz bitkilerin ortasındaki bu yalnız ağacın bir insanı sembolize ettiğini düşünürsek, sanatçının zor zamanlardan geçen birinin ruh halini resmine yansıttığını görürüz. Van Gogh’un akıl hastanesine yatmadan yıllar önce yaptığı bu resim, sanatçının içine düştüğü duygusal handikapın sinayllerini veren bir parçadır belki de. Ağacın gövdesini büken, yapraklarını savuran rüzgar, adeta bir meydan okuma rolü üstlenir. Sanatçının yarattığı atmosfer umutsuz gibi görünse de “A Wind-Beaten Tree” bir bakıma güçlüklere rağmen ayakta kalabilmenin resmidir.

(Özel bir koleksiyonda yer alan resmin ne yazık ki internet mecralarında yüksek kalitede bir fotoğrafı bulunmamaktadır.)

2. Margaret Mitchell – “Gone with the Wind”

Türkçe’ye “Rüzgar Gibi Geçti” ismiyle çevrilen “Gone with the Wind”, Margaret Mitchell’in 1936’da kaleme aldığı Pulitzer Ödüllü romanıdır. Eser, fonda Amerikan İç Savaşı’nın vuku bulduğu entrikalı bir aşk hikayesini anlatır. Güzel ve güçlü bir kadın olan Scarlett O’Hara, bir aşk dörtgeninin merkezini oluşturur.

Roman 1939’da, Victor Fleming yönetmenliğinde filme uyarlanmış ve sinema tarihinde bir fenomen haline gelmiştir. ABD yapımı “Gone with the Wind”, tam 14 dalda Oscar’a aday gösterilmiş, 10 dalda ise ödüle layık görülmüştür. Başrollerini Clark Gable, Vivien Leigh, Leslie Howard ve Olivia de Havilland’ın paylaştığı film yalnızca ABD değil pek çok ülkede büyük ses getirmiştir.

“Gone with the Wind” ismi, Ernest Dowson’ın “Non Sum Qualis Eram Bonae sub Regno Cynarae” isimli şiirinden ilham alınarak konulmuştur:

“I have forgot much, Cynara! gone with the wind,

Flung roses, roses riotously with the throng,

Dancing, to put thy pale, lost lilies out of mind”

3. “The Winged Victory of Samothrace”

“The Winged Victory of Samothrace”, sizi Louvre Müzesi’nin Denon Kanadı’nda tüm görkemiyle karşılar.

Helenistik dönem heykel sanatının baş yapıtlarından biri kabul edilen eser, rüzgara karşı kanatlarını açmış bir kadın figürüdür. Kaidesiyle birlikte 5.5 metre boyunda olan bu figür Yunan mitolojisindeki zafer tanrıçası Nike’dir. Türkçe’de “Semadirek Kanatlı Zaferi” olarak anılabilen heykelin, M.Ö. 3. yüzyılda Yunan deniz zaferi anısına yapıldığı, heykeltıraşının ise Rodos kökenli olduğu düşünülmektedir. Kanatlarını, denizden geldiği tahmin edilen rüzgara doğru açmış, elbisesi ise aynı rüzgarın etkisiyle savrulan bu kadın figürü insanı hayran bırakan bir dinamizm barındırmaktadır.

4. Sandro Boticelli – “The Birth of Venus”

Boticelli’nin sanat tarihinde nice resme ilham olmuş tablosu, “Venüs’ün Doğuşu”, mitolojik bir efsanayi tasvir eder: Kronos, babası Uranüs’ün egemenliğini yıkıp ve onun cinsel organını kesmiş, denize atmıştır. Bu sayede Venüs, denizin köpüğünden doğmuştur.

Tablonun odak noktalarından biri aşk tanrıçasının saçlarını savuran rüzgardır. Deniz kenarında bir deniz kabuğunun içinden yükselen Venüs, Batı rüzgarları tanrısı Zephyros’un güller saçan rüzgarına maruz kalmaktadır.

5. Caspar David Friedrich – “Wanderer above a Sea of Fog” (Der Wanderer über dem Nebelmeer)

Caspar David Friedrich’in en popüler tablolarından biri olan 1818 tarihli, “Wanderer above a Sea of Fog”, Alman ressamın karakteristiğini yansıtan romantik bir eserdir.

İsmi Türkçe’ye “Sisler Denizi Üzerinde Bir Avare” olarak çevrilebilecek tablo, kayalıkların üzerinde, uçurumun kenarında duran bir adamı gösterir. Sağ elinde bir baston tutan bu yeşil paltolu adam, yüzünü göremesek de bize hayli melankolik bir duyguyu geçirmektedir. Saçları rüzgarda savrulur; kendisi sonsuz bir sisin içinde, kayalıkların ortasında yapayalnızdır. Bu, doğanın çeşitli halleriyle sarmalanmış bir adamdır ve büyük ihtimalle derin düşünceler içindedir.

6. Bob Dylan – “Blowin’ in the Wind”

2004 yılında Rolling Stones’un yaptığı “Gelmiş Geçmiş En İyi 500 Şarkı” listesinde 14. sıradan giriş yapmış, efsanevi bir şarkıdır bu. Bob Dylan’ın 1962’de single olarak piyasaya sürdüğü “Blowin’ in the Wind”in sözleri, savaş, barış ve özgürlüğe dair sorular yöneltmektedir. Soruların ardından “Cevap, rüzgarda uçuyor.” dizeleri gelir. Dylan’ın bu dizelerde ne demek istediği ise net değildir. Fakat “Cevap yüzüne vuracak kadar açık seçik.” ya da “Cevap rüzgar gibi elle tutulmaz, gözle görülmez.” anlamına gelebileceği düşünülmektedir.

Dylan, şarkıya dair sorular sorulduğunda “Bu şarkıya dair söyleyebileceğim çok fazla şey yok, cevabın rüzgarda uçuyor olması dışında.” yorumunu yaparak parçanın ismine göndermede bulunur.

7. Rembrandt Harmenszoon van Rijn – “The Storm on the Sea of Galilee”

Rüzgarın fırtına halini tasvir eden bir tablodur “The Storm on the Sea of Galilee”. 1633 tarihli eserde Rembrandt, İsa’nın Taberiye Gölü’ndeki fırtınayı dindirme mucizesini resmeder. İncil’den bir sahneyi gördüğümüz resimde doğanın haşin yüzü fırtına ve dev dalgalarla insana meydan okumaktadır. Resmin sağ tarafında bulunan İsa ise fırtınanın ortasında sakinliğini korumaktadır.

8. Andrew Wyeth – “Wind from the Sea”

Andrew Wyeth 60 yıllık sanat kariyerinde pek çok kez kırsal hayata dair anları resmetmiştir. “Wind from the Sea” de sanatçının kendine has tarzını yansıtan, ikonik eserlerden biridir. Resimde Wyeth’in sıcak bir yaz gününde, çatı katında bulunan ve nadiren kullanılan pencerelerden birini açtığı anı görürüz. İçeri giren rüzgarın etkisiyle pencerenin hafif ve ince perdesi uçuşur. Loş oda dışarının ışığıyla aydınlanmaktadır ve açık pencereden içeri giren rüzgar adeta resme bakanın yüzüne çarpmaktadır.

1947 tarihli bu resim, sanatçının hayli ünlü tablosu Christina’s Worldden bir sene önce yapılmıştır. Burada resmedilen oda ise aslında Christina’s World’de tasvir edilen Olson House adlı çiftlik evinin çatı katıdır… Olson House sanatçının tüm ömrünü geeçirdiği Maine’de yer alır.

9.Théodore Géricault – “The Raft of the Medusa” (Le Radeau de la Méduse)

1818-1819 tarihleri arasında yapılmış “Medusa’nın Salı”, Fransız Romantizmi’nin karakteristik eserlerinden biridir. Medusa, 19. yüzyılda gerçekten var olmuş bir Fransız fırkateynidir. Ressam Théodore Géricault bu resmi, Medusa’nın geçirdiği kazadan çok etkilendiği için yapmıştır.

Resimde Medusa’nın kayalıklara çarparak batmasının ardından, hayatta kalıp bir sala tutunan yolcularını görürüz. Yelkeni şiddetle savuran rüzgarın ve dev dalgaların ortasındaki sal kurtulmayı bekleyen perişan haldeki yolcuları taşır. Resimdeki yüzlerin çaresizliği, tabloya bakanı öyle derinden etkiler ki bir an için sahnedeki havanın sakinleşmesini ve rüzgar dinmesini umarız.

Sanat tarihinde türlü hallerde karşımıza çıkan “rüzgar”, şimdi Pera Müzesi’ndeki “Balkanlardan Gelen Soğuk Hava” sergisinde esiyor. Sergi, Balkanlar’ın çağdaş sanatçılarını “rüzgar” teması etrafında bir araya getiriyor.  Bu tema, hava durumu haberlerinde sık sık duyduğumuz “Balkanlardan gelen soğuk hava dalgası” kalıbına da bir gönderme niteliğinde. 10 Kasım 2016 – 07 Mayıs 2017 tarihleri arasında Ali Akay ve Alenka Gregorič küratörlüğünde gerçekleşen sergide, Arnavutluk, Bosna-Hersek, Bulgaristan, Hırvatistan, Karadağ, Kosova, Makedonya, Romanya, Sırbistan ve Slovenya’dan çağdaş sanatçıların işleri yer alıyor.

Pera Müzesi’ni Salı’dan Cumartesi’ye 10:00-19:00 saatleri arasında, Pazar günleri ise 12:00- 18:00 saatleri arasında gezebilirsiniz. Müzede Cuma günleri hem uzun hem de ücretsiz! “Uzun Cuma”larda müzeyi 18:00 – 22:00 saatleri arasında ücretsiz olarak ziyaret edebilirsiniz. Çarşamba günleri ise “Genç Çarşamba”. “Genç Çarşamba” günleri tüm öğrenciler müzeyi ücretsiz ziyaret edebilir.