Vegan olduğunu topluluk içinde açık eden bir insan, saat başı ortalama 15-20 soruyla karşılaşabilir. Peki onları sorularla germeden önce buraya bir bakmaya ne dersiniz?

Vegan Olmak

Vegan olmak sadece yiyecekler konusunda alınan bir karar değil, aynı zamanda tüm hayat tercihlerinde kökten bir değişiklik demek. Elbette, bu kararını farklı sebeplere dayandıran insanlar var ancak asıl konu, içinde yaşadığımız ve baştan aşağı tüm yönleriyle insan merkezci olan günümüz dünyasında hayvan sömürüsüne ortak olmamak ve bu sömürüyü durdurmak için harekete geçmek.

Bir vegan, herhangi bir hayvansal ürün tüketmez. Bunu söylerken aslında hayatımızda ister istemez yer edinmiş, alıştığımız bir çok şeyi reddetmekten bahsediyorum. Buna seçtiğimiz yemeklerden de öte kıyafetler, mobilyalar, kozmetik ürünler de dahil. Hayvan derisi ile üretilen herhangi bir kıyafeti satın almazken, hayvanlar üzerinde deney yapan bir firmanın hiçbir ürününü almamak da dahil. Hatta bitkisel bir yağ olarak bildiğimiz palm yağını da tüketmemek veganlar için önemli bir mesele. Zira, palm yağı yağmur ormanlarındaki birçok hayvan türünün hayat alanları yok edilerek üretilen bir yağ çeşidi.

veganlara sormadan once dusun protein nolmus 1 kamu spotu

Bir veganın, aldığı kararı başkalarına anlattığında, bu konuyla alakalı ortalama 10-15 soruya maruz kalması beklenebilir. Başta hevesle cevaplanan bu sorular, bir süre sonra gerçekten sinir bozucu bir hale gelebiliyor tabi ancak insanların kafalarında soru işaretleri belirmesi hiç de şaşırılacak bir şey olmasa gerek. Bu sorulardan en popülerleri ise şu şekilde:

‘’Ne yiyorsun?!’’

Aslına bakarsanız bu soruyu soranlar ya üzerine biraz düşündüklerinde saçma bir soru sorduklarını fark ediyorlar ya da gerçekten tüm beslenme rutinleri hayvansal ürünler üzerine kurulu. Aslında neden böyle bir soru sorulduğunu anlamak çok da zor değil. Bir arkadaşınız size önceden tükettiği yiyeceklerin en az yarısını artık tüketmediğini söylediğinde, hayal gücünüz belki bir anlığına tutulabilir. Bu gibi bir tutukluk halinde gözünüzün önüne mahallenizde kurulan pazarı getirebilirsiniz. Mahallenizde pazar yoksa önceden bulunduğunuz herhangi bir pazar da gayet makul. Sadece tüm meyve ve sebzeler de değil, onlardan yapılan soslar, reçeller, kurutmalar ve turşuları da işin içine katarsanız oldukça zengin bir mutfak oluşuyor. Baharatlardan bahsetmiyorum bile.

veganlara sormadan once dusun protein nolmus 1 steve cutts

Görsel: Steve Cutts

‘’Proteini nereden alıyorsun?’’

Protein dediğimiz şey sadece hayvanlardan sağlayabileceğimiz bir besin değeri değil. Veganlar ise bunun son derece farkındalar. En bilinen cevap baklagiller olsa gerek; devamında ise badem ve kabak çekirdeği gibi kuruyemişler, buğday ve bulgur gibi tahıllar ve ıspanak gibi koyu yeşil yapraklı bitkilerden tutun da mantara kadar birçok sebze de bu listenin içine girebilir. Bu meseleyle alakalı Yeşilist’in, 1 Kasım Dünya Vegan Günü için hazırladığı infografik oldukça bilgi verici olabilir. Kaju nelere kadirmiş!

veganlara sormadan once dusun protein nolmus 1

http://www.yesilist.com/

‘’Özlemiyor musun?’’ ya da ‘’Canın çekmiyor mu?’’

Bir gerçek var ki kabul etmek gerekiyor: Yemek alışkanlıklarımız, içine doğduğumuz dünyadaki kültürün şekillendirdiği bir şey. Yazının en başında da belirttiğim gibi günümüzde de bu dünya insan merkeziyetçilik üzerine kurulu. Dolayısıyla, tadını beğendiğimiz ya da canımızın çektiği yiyecekler tam da etrafımızdaki dünyanın şekillendirdiği şeylere göre belirlenmiş durumda. Bu durumda, tabi ki insanın canı çekebilir ya da insan önceden sıklıkla yediği bir yiyeceği özleyebilir! Yapılan tercih de sadece keyfi hareket etmekle, bu keyfi harekete yeryüzünde birlikte yaşadığımız canlılara karşı bir farkındalığı da katmak arasındadır. Anlayacağınız, aslında buralar kimsenin tapulu malı değil. Hele de bir canlının hayatı, hiç değil.

veganlara sormadan once dusun protein nolmus 1 jen meyer

Görsel: Jen Meyer

‘’Bitkilerin canı yok mu?’’

Evet bitkilerin canı var. Tabii ki var!

Bu soruya, bitkilerin acıyı hissetmediklerine dair cevaplar verilebiliyor. Ancak burada farklı bir bakış açısıyla yaklaşabilirim diye düşünüyorum. Bitkiler de tıpkı hayvanlar gibi yeryüzünde birlikte yaşadığımız canlılar. Dolasıyla, yukarıdakilerle aynı mantıkla ilerlediğimizde bitkiler üzerinde de bir tahakküm oluşturmak insanların öylece yapabileceği bir şey değil.

Bitkileri besin olarak görmek, her zaman onları ‘tüketmek’ anlamına gelmemekte. Meyveleri yeriz ve bir sonraki mevsimde meyveler tekrar olgunlaşır. Bitkiler, kendilerini yenilerler. Meyvelerin çekirdekleri, yepyeni bitkilerin tohumlarıdır. Yani yediğimiz bitkisel ürünler, bize çok uzak yerlerden gelmiyorsa, geçmişlerini biliyorsak ve ihtiyacımız kadarını alıyorsak; onları yok etmiyoruz aslında. Bu noktada bitkilerin yemek olmasına değil, ‘tüketilmesine’ karşı bir tavır geliştirmek en doğrusu olacaktır. Bu yüzdendir ki, içinde yaşadığı dünyaya duyarlılıkla yaklaşan, insan merkezci sistemi az da olsa sorgulayan birinin tarım politikaları konusunda da dikkatli biri olmasını bekleyebiliriz.

Palm yağı, hem hayvan hem bitki sömürüsünü ele almak için ideal bir örnek. Aynı anda yüzlerce hayvan türünün hayatını yok ederken, kesilen ağaçlar ve yok edilen ormanlarla ekosisteme de azımsanamayacak kadar büyük bir zarar veren palm yağı üretimine karşı olmak demek, bitkilere karşı da bir duyarlılık geliştirmiş olmak demektir.

Yerel ve ihtiyaç duyulan kadar beslenmek, hem hayvan hem bitki sömürüsünü reddetmek anlamına geliyor. Yani açgözlülükle tüketmemek, vücudunun ihtiyaçlarının farkında olmak ve her bir hareketinin sadece insan ırkına değil, tüm yeryüzüne etki ettiğini bilmek; tüm dünyanın sömürüsüne karşı bir tutum sergilememizi sağlayacaktır. Bu tutum tüm veganların sahip olduğu bir şey olmayabilir. Olması gerektiğini ise şüphesiz söyleyebiliriz.