Bedeninizde sıkışıp kalsaydınız, beyniniz sapasağlamken vücudunuzu bir santim bile oynatamasaydınız?.. Etrafınızdakilerle iletişim kurmak için hiçbir yol bulamasaydınız ve artık bir hayalet gibi hissetseydiniz buna katlanabilir miydiniz?

Martin Pistorius küçük bir çocukken komaya girdi. Beyni hareketlenmeye başladığında sahip olduğu tek bir şey vardı: düşünceleri.

80’li yılların sonu… Güney Afrika’da ailesiyle yaşamakta olan Martin sadece elektronik aletlerle, transistörlerle oynuyor, büyüyünce bir elektrikçi olacağını söylüyordu.

Martin Pistorius 12 yil komada kalan adam nolmus 5

Martin (sağda) ailesiyle…

12 yaşında hayatı hiç beklenmedik bir viraja girdi. Az rastlanır bir hastalığa yakalandı. Doktorlar tam olarak ne olduğundan emin değildi ama bir tür beyin zarı iltihabından şüpheleniyorlardı.

Gün geçtikçe durumu kötüleşti. Tek başına hareket edememeye başladı. Doğruca istediği yere bakamaz oldu. Son olarak konuşamamaya başladı.

Ailesine çocuklarının artık yaşayıp yaşamamak arasında bir yerde olduğunu, bitkisel hayatta olduğunu söylediler. Hastaneye göre en iyisi onu eve götürmek ve ölene dek rahat etmesini sağlamaktı.

Ancak o ölmedi! Annesi o günler için şöyle diyor: “Martin yaşıyordu, yaşamaya öylece devam ediyordu.”

Babası her sabah 5’te kalkıp Martin’i giydiriyor, arabaya yerleştiriyor ve özel bakım merkezine götürüp orada bırakıyordu. 8 saat sonra merkezden alıyor, eve getirip onu yıkıyor, besliyor, yatağa yatırıyordu. Yatakta hep aynı tarafının üzerine yatıp vücudunda yaralar oluşmasın diye babası alarm kurarak her iki saatte bir kalkıyor ve onu ters yönde yatırıyordu.

s1920x1080_martin-dad-19xx

90’lı yıllar… Martin ve babası Rodney

Tam 12 yıl boyunca böyle yaşadılar.

Annesi Joan bir gün Martin’e bakarak “Umarım ölürsün.” dediği anı hiç unutmuyor. “Biliyorum, daha kötü bir şey söyleyemez bir anne, sadece bir şekilde rahatlamaya ihtiyacım vardı.” diyor.

Tabii, bunları söylerken oğlunun bunları duyamayacağını çünkü aslında “orada” olmadığını düşünüyor.

Oysa Martin tam da “orada“ydı!

Evet, tam ‘orada’ydım! Başından beri değil ama bitkisel hayata girdikten yaklaşık 2 sene sonrasında uyanmaya başladım.” diyor Martin. Şu anda kendisi 39 yaşında ve Harlow, İngiltere’de yaşıyor.

Martin Pistorius 12 yil komada kalan adam nolmus 3

Uyandığında 14-15 yaşlarında olduğunu tahmin ediyor. “Her şeyin farkındaydım, aynı normal bir insan gibi.

Her şeyi görüp anlasa da bir türlü vücudunu hareket ettiremiyordu.

Herkes benim tam anlamıyla ‘orada’ olmadığıma o kadar alışmıştı ki uyandığımda ve artık onlar gibi ‘orada’ olduğumda bunu farketmediler.” diyor ve ekliyor: “Çok acı bir şekilde farkettim ki bundan sonra hayatımı böyle geçirecektim, tamamen kendi başıma, yalnız!

Sıkışmış kalmıştı. Tamamen kendi düşünceleriyle baş başa… Düşüncelerin hiçbiri de hoş şeyler değildi.

Bundan sonra kimse bana ilgi, şefkât göstermeyecek. Kimse beni sevmeyecek.

Ve elbette ne yazık ki bir çıkış kapısı yoktu yakınlarda. “Sen kaderine terk edildin.” diye geçirdi aklından.

Bir süre sonra farketti ki tek bir çaresi var. O da bu düşünceleri geride bırakmak.

İlk stratejiisi, çıkış yolu buydu. “Hiçbir şey düşünmüyorsunuz. Sadece varsınız. Orası öyle karanlık bir yer ki, bir şekilde görünmez bir hale gelip yok olmak için kendinize izin veriyorsunuz.” diyor o dönemiyle ilgili olarak.

Ancak arada sırada yok sayamadığı, göz ardı edemediği bazı düşünceler ortaya çıkıyordu.

Barney gibi.

Barney’den ne kadar nefret ettiğimi hiçbir şekilde ifade edemem bile.” diyor Martin.

Martin Pistorius 12 yil komada kalan adam nolmus 4

Etrafındaki herkes Martin’in bitkisel hayatta olduğunu düşünüyordu. Her gün gittiği özel bakım merkezinde de saatlerce, günlerce aynı çizgi filmin gösterildiği televizyonun önüne oturtulması bu yüzdendi. Barney kısa sürede can sıkmaya başladı, tabii.

Bir gün “artık yeter” dedi. Bir şekilde azıcık da olsa vücudunu kontrol edebilmek istedi. Güneş ışığının odadaki yansımasından, gölgelerden saatin kaç olduğunu bilmeye başladı. Bu bir başlangıçtı.

Martin zamanında onu rahatsız eden en çirkin düşünceleri kafasında tekrar canlandırmanın bir yolunu buldu. Annesinin “Umarım ölürsün.” dediği anlar gibi anları…

O sözü duyduktan sonra dünyanın geri kalanı çok uzakta bir yerlere gitti ve orada kaldı.” diyor Martin.

Ama pes etmedi. Bu düşünceyle savaşmaya başladı. Bir anne neden öyle bir şey söylerdi ki?

Zaman geçtikçe annemin çaresizliğini görmeye ve anlamaya başladım. Bana her baktığında bir zamanlar çok sevdiği sağlıklı oğlunun geldiği hali görmesi onun için çok zordu.

Bir süre sonra Martin tekrar düşünceleriyle bir araya gelmeye, onların üzerine düşmeye başladı.

Kafası rahatladıkça yavaş yavaş başka bir şey oldu: Vücudu iyileşmeye başladı. Açıklanamayan nörolojik bir iyileşme görüldü ve çok zahmetli bir mücadelenin ardından herkese ispatladı ki o hep “orada“ydı.

26 yaşına geldiğinde masadaki farklı objeleri gözüyle işaret ederek tanımlayabildiği bir testi başarıyla geçti.

Annesi Joan işini bıraktı ve 2 yıl boyunca ona nasıl bilgisayar kullanabileceğini öğretti. Nihayet iletişim kurabiliyordu. Ardından Martin yerel yönetim ofislerinden birinde iş sahibi oldu. Artık çalışıyordu.

Bilgisayar kullanarak sadece kendimi ifade edebilmekten fazlasını yapmak istedim.” diyor Martin. İşi bıraktı ve üniversiteye girdi. Bilgisayar Bilimleri okudu. Ardından bir web firmasında işe girdi.

Bir kitap yazmaya başladı ve araba kullanmayı öğrendi.

s1920x1080_martinandjoanna-chelsea

Martin ve karısı Joanna

Ve onu çok mutlu edecek bir şeydeydi sıra. Joanna‘yla tanıştı. Martin’in kız kardeşinin arkadaşı Joanna’yla tanıştığı gün saatlerce konuştular. Martin bilgisayarda yazıyor, Joanna konuşuyordu. Durumuyla ilgili espri yapabilmesinden ve çok dürüst olmasından, her şeyi açıkça anlatmasından Joanna çok etkilenmişti. Kendisi şöyle diyor: “Martin tekerlekli sandalyede olabilir ve bir klavye sayesinde konuşuyor olabilir. Ama bu adamı çok seviyorum, o inanılmaz biri.

Başka N’olmuş: Yağmuru görebilen ama kızının yüzünü göremeyen kör kadın

NPR’ın yeni başlayan Invisibilia programının ilk bölümü Martin Pistorius’un hikayesini anlatıyor. Orijinal kaydı dinlemek isterseniz, buradan dinleyebilirsiniz.

[NPR aracılığıyla]