Tam Batı’da bir MBA programına katılacakken, tüm “ideal” planları bir kenara bırakıp kişisel yolculuğuna çıkan Bahar, bu yolculuktaki spiritüel günlüğünü bizlerle paylaşıyor. ODTÜ Sosyoloji bölümünü bitirdikten sonra e-ticaret, pazarlama, web içerik yönetimi alanlarında çalışan Bahar katıldığı eğitimlerde ve kamplarda meditasyon pratiğinin önemini keşfetti. Yoganın 5 ögesini temel alan yaşam şeklini derinlemesine öğrenerek, hayatına adapte etmek istediği için Türkiye’deki hayatını bırakıp yola çıktı.

Ezber bozan tespit insanı, ebedi öğrenci, spiritüel yolcu Bahar’ın, namıdiğer Bhavani Bahar‘ın spiritüel günlüğünden yazılar paylaştığı serinin 5. bölümündeyiz. Önceki bölümler için: 1.bölüm; 2.bölüm3.bölüm; 4.bölüm.

bhavani bahar 9 mayis 5

Bakış Açısı, Görüş Alanı

I.
İstanbul’da şehir hayatının içinden bakıldığında işten ayrılıp başımı alıp gitmek; “hayatımı dönüştürmek istiyorum” demek; aşramda yaşayıp eğitim almaya kalkışmak çok cesaret gerektiren bir hareket gibi görünüyor. Aşramdakilere bakınca çoğu kişi benzer hikayeyle orada ve bu dönüşüm isteği herkes için çok olağan. Bakış açısı değişince görüş alanı da değişiyor.

Liderlik ve yöneticilik konusunda gelişmek için MBA yapmak yerine Gurukula eğitimine gelmek hayatımdaki en anlamlı hareketlerden biri olmuş. Buraya gelip bu eğitimden geçen biri burada aldıklarını hayatına adapte ederse gerçekten hayatında istediği her şeyi gerçekleştirebilir. Kısa bir zamanda büyük bir dönüşüm geçirmeye hazır gidip; gün be gün arındığımı ve her gün biraz daha dönüştüğümü görebiliyorum.

bhavani bahar 9 mayis 2

Mesela meditasyon ile gelen zihin farkındalığı sürekli “aha moment” yaşatıyor. Stresi tanımlamayı ve üzerime almamayı öğreniyorum. Sıkışık tarihli plansız projenin stresi orada durabilir. Bunu üzerime alabilirim ama almayabilirim de, tamamen bakış açısı, görüş alanı bu. O işin sonuçlarına bağlı olmadığımda, kendimi o işle var etmediğim müddetçe stres bana değmiyor.

Swamiji stres üzerine diyor ki: “Stres arttıkça yoga günümüzde popülerleşti. Önümüzdeki 50 senede de stres artmaya devam edecek. Bu kez meditasyon önem kazanacak.” ve onun yönlendirmesiyle meditasyon yapıyoruz; sonrasında onun yoluna alışınca kendi pratiğim de değişiyor.

Bir akşamüstü aşramın yanındaki gölün kenarına gidiyorum. Meditasyon denemesinde zihin sakız gibi geçmişten geleceğe uzadıkça uzuyor. Zihnin dağıldığını, geri topladığımı saniye saniye gözlemleyebiliyorum. Bunu seyrederken fark ediyorum ki zihni odaklamaya çalışmak denge asanaları yapmakla aynı. Zihni dengeledikçe beden de dengeyi buluyor.

bhavani bahar 9 mayis 3

II.
Ölüm korkusu” diyorum Swamiji’ye, “Nasıl geçer bu? Diyelim kendi ölümümün korkusu geçse ailemi kaybetmenin korkusu ne olacak?” Öyle alaylı bir bakış atıyor, “Beden doğar, büyür, yaşlanır, yok olur. Öleceğini bilmiyor musun? Fiziksel bedene tutunma; bir gün elbet kaybolacağını biliyorsun” diyor. Cevap hem tamam, hem değil benim için. Bunca zaman bu düşünceye tutunmuş zihni neresinden çekip alacağımı bilmiyorum. “Fiziksel bedeninde olduğunda onlara nasıl ulaşacağımı biliyorum; uçağa binip gitmem yeterli. Ama o bedende olmazsa nerede bulup nasıl bağlantı kurabilirim ki?” diye bir adım öteye götürüp soruyorum. Her zamanki gibi beklemediğim bir soruyla geliyor: “Şimdiye kadar ne öğrendin onlardan?” Bir es verdikten sonra aklıma ilk gelenler sorumluluk ve özdisiplin. Sonra noktayı koyuyor: “Onlardan öğrendiklerini kendi hayatına uygulayıp dünyaya yayacaksın, onlarla bağlantı kurma yolun bu.” O konuşmadan sonra bende öyle düğümler çözülüyor ki her biri gözümden düşen yaşlarla açılıyor; bir kırılma anı daha bu kez içimi kanırtarak gelip geçiyor.

bhavani bahar 9 mayis 6

III.
Önceden Türkiye’den uzaklaşmaya çalışırdım. “Başka yer, başka ortam” derdim. Şimdi anlıyorum ki her yer aynı; nerede olursam olayım fark etmiyor. Ancak içerisi değiştiğinde dışarısı da başkalaşıyor. O yüzden Türkiye, Hindistan, Amerika… Nerede olduğumun bir önemi yok. İçimde özgürleştiğim müddetçe her yer aynı. Bugün neredeysem olmam gereken yer orası olduğu için oradayım. İçeriden özgür olma halini bulabilmek için oradayım.

Buraya gelmeden önce sevgi ve huzur içinde bir ev tanımı vardı kafamda kodlanmış. Hepsi alt üst oluyor şimdi. Nerede yaşadığımın ve toplumsal etiketlerimin bir önemi olmadan da sevgi ve şefkat görüyorum. Ev, dört duvarı olan bir yapıdan ziyade sevgi ve şefkatten oluşan soyut bir kavram haline geliyor. Bakış açısı değiştikçe, görüş alanı da genişliyor. Ezber bozuyorum bir kez daha.

bhavani bahar 9 mayis 1

Bhavani Bahar (solda)

IV.
Eğitimde şimdiye kadar her günü yapmaya üşendiğim ya da yapmayı tercih etmediğim en az bir şeyi mutlaka yaparak geçiriyorum. Bazen hiçbir şey yapmadan sadece durup sessiz sessiz yatasım geliyor. O akşamüstü böyle bir anı yakalayıp tam uzanmışken akşam Talent Show olduğu aklıma geldi. Burada adet böyle, her cumartesi Talent Show düzenlenir. Aşram misafirleri Satvik* değeri olan bir gösteri yapar. Dans edenler, şarkı söyleyenler, enstrüman çalanlar, doğaçlama yapanlar… Ayrı tellerden çalan herkes o ortamda.

Bu hafta bir gösteri hazırlamayı tamamen zihnimde es geçmişken şovu sunacak arkadaşım gelip ne sunacağımı sordu. “Düşünüp haber veririm” diye hafif geçiştirirken lafı ağzıma tıkıp tatlı tatlı “bence sahnede konuşmak tam senlik, neden şiir okumuyorsun? Adını ekliyorum listeye, konuyu bana haber verirsin” diyerek gitti. Niyeyse donup kaldım o an anlamsızca; ağzımı açıp bir şey demeden kabullendim. Zaten kendime gelip konuşmaya başladıktan sonra da söylediklerimin hiçbirine cevap vermeden gülüp geçti.

Burada böyle; birinin bir şeylerden uzak kalmaya çalıştığını fark edince diğerleri hemen onu yaptıracak bir yol açar ve herkes cesaretlendirir. Herkes farkında; ne kadar çekilip durursan, zihin de o kadar sınır çizip “benden bu kadar” diyebilir. Sonuç olarak üstüne gidip bir çıtayı daha kırmayı kabullendim ve 1,5 saat sonra başlayacak şova malzeme aramaya başladım. Hayatımın en hızlı araştırmasını yaparken bir haberde Can Dündar’ın kaldığı cezaevinin önünde birçok insanın nöbet tuttuğu haberine denk geldim. Çağrışım yaptı devreler; Nazım Hikmet’i anlatmak geldi içimden.

bhavani bahar 9 mayis 4

Sahnede Nazım Hikmet’in barışçıl ve adil bir dünya için verdiği emeği anlatırken güç buldum kendimde. “Yaşamak şakaya gelmez, büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın bir sincap gibi mesela…” derken zincirlerimden birini daha kırıp gülümseyerek sahneden indim. Kendimi tanıma sürecinde “yapabilir miyim?” dediğim her şeyi yapmaya kalkışmak ve yaptığımı görmek hafifletiyormuş. Yapabildiğimi görüp yapmamayı tercih etmenin de özgürleştirici etkisi varmış.

*Satvik – Hinduizm’de iyilik, huzur, saflık, yaratıcılık, denge ve bütünlük kavramlarını simgeleyen felsefi bir değer. Satvik yaşam; düşüncelerin, sözlerin ve eylemlerin birbiriyle uyumlu olmasını simgelerken satvik insan refah doğrultusunda eylemlerini belirleyip disiplinle çalışan; böylece aydınlanma yolunda ilerleyen kişidir.