Duygu ve düşünceler, içimizde sıkışıp kalıyor. Biz sosyal medya aracılığıyla her şeyi dışa vuruyor gibi görünüyoruz ancak paylaştığımız şeyler sınırlı. Sonuçta, bir mutsuzluk hissini Instagram’a koyduğumuz fotoğrafla erteleyebiliyor, düştüğümüz boşluğu yeni bir diziye başlayarak geçiştirebiliyoruz. Ama çığlık atamıyoruz. Bağıra bağıra gülemiyoruz. Bir güzel kadına bir güzel erkeğe doya doya bakamıyoruz. Karşımızdaki yanlış mı anlar diyerek düşüncelerimizi kendimize yük ediyoruz.

“Dur bir dakika ya! Kendimizi özgür hissettiğimiz hiçbir yer yok mu yani?” diyorsanız, kesinlikle var: Rüyalarımız, kabuslarımız. Uçup kaçmayı, doya doya bakmayı ya da korkunç bir anla yüzleşmeyi kan ter içinde kalmak pahasına rüyalarımızda yaşamıyor muyuz? Polonya’lı ressam Zdzislaw Beksinski’nin kabuslarından esinlenerek çizdiği sürrealist resimler, başka birinin bilinç altında sıkışan duygulara tanık olmak gibi.

Sanatçının soyut çalışmaları, bir rüyayı izliyormuşuz gibi hissettirmelerinin yanı sıra endişe verici bir hava yaratıyor. Beskinski’nin işleriyle ilgili yaptığı açıklama, sanatının ruhunu da anlatıyor: “Önemli olan, gözlerinizin gördüğü ve adlandırabileceğiniz şey değil, ruhunuzda ortaya çıkan şeydir.“

h/t: demilked

Başka N’olmuş: 17 sokak sanatçısı bir hapishanenin 4661 metrekarelik duvarına resim yaptı: İşte sonuç!