Wes Anderson stilize kelimesi ile özdeşleşmiş bir yönetmen. Kendine has estetiğini, artık basmakalıp bir şekilde de olsa, her filminde yeniden önümüze koyuyor. The Grand Budapest Hotel bunun en aşırı örneği olduğundan, haliyle yönetmenin en  iddialı filmine dönüşüyor. Film bizi 1930’larda hayali bir Doğu Avrupa ülkesine ziyarete davet ediyor. Görünen o ki, bu büyülü ziyaret şimdiden bir çok kişiye ilham olmaya başlamış bile.

3

4

5

Litvanya’nın Vilnius kentinde CLINIC 212 adlı reklam ve iletişim ajansı filme bir selam çakarak “The Tiny Grand Budapest Hotel” adlı bir proje geliştirmiş ve filmdeki oteli model alarak 3 odalı bir kuş yuvası inşa etmiş. Yapımı bir-iki geceden fazla almayan bu sevimli pembe otel ziyaretçilerini şu ağacın üzerinde kabul etmeye başlamış, buradan kanatlı dostlarımıza duyurulur: