90’lar nostaljisi fenomenini sevmiyorum. Bütün bir insanlık tarihi dururken neden 90’lar? Bu kadar özel ne var anlamıyorum ama televizyonda 90’lardan bir film gördüğüm zaman uzun ve yorucu bir günün ardından eve varıp da pijamalarımı giydiğim zaman hissettiğim gibi sıcacık hissettiğim kesin. Çocukken ya da gençlik yıllarında izlediğimiz filmler olduğu için mi yoksa 90’larda çekilen komedi filmleri objektif olarak daha güzel olduğu için mi bilemeyeceğim ama aşağıda izleyince içimizi cız ettirme ve yürekleri eritme garantili 5 film var. Afiyet olsun.

1) Groundhog Day (1993)

Groundhog Day film 90lar

Neden Groundhog Day? Çünkü Bill Murray. Hayattan bezmiş, aksi, pesimist hava durumu sunucusu Phil Connors’ı canlandıran (çok şaşırtıcı evet) Bill Murray bu filme bayılmamıza yetebilirdi ama Groundhog Day’de tabii ki bundan çok daha fazlası var. Amerika’nın küçük bir kasabasında her sene 2 Şubat’ta bir kunduzun (ve kuyruğunun) baharın geliş tarihini müjdelediğine inanılan bir festivale gidip haber yapmak zorunda bırakılan Phil, kurtulmak için can attığı bu yerde her sabah aynı güne uyanmaya başlar.

Aynı günü tekrar ve tekrar yaşamak zorunda kalan Phil’in trajikomik durumunu ince ve keyifli esprilerle izlemek çok keyiflidir ama asıl içimizi sıcacık hissettiren şey herkese ve her şeye tepeden bakan Phil’in yavaş yavaş dev bir kedi tatlılığına bürünmesine tanık olmaktır. Phil Connor’ın antitezi, hayat dolu Rita rolüne yine çok yakışan Andy MacDowell da Bill Murray ile harika bir bütün oluşturmuştur. Phil Connors ile aynı ismi taşıyan kunduzu da unutursak ayıp olur tabii. Filmle ilgili tek kötü şey, Phil’i her sabah uyandıran alarmlı radyodaki şarkıyı uzun bir süre duymak istemeyecek oluşunuz.

2) Ten Things I Hate About You (1999)

10 things i hate about you film 90lar

Chick-flick mi dersiniz, gençlik filmi mi dersiniz, her iki kategoride de kalplere taht kurmuş bir film geliyor şimdi. Shakespeare’in “Taming of the Shrew” oyununun modern bir uyarlaması olan bu film, henüz yeni meşhur olmaya başlamış Heath Ledger’i Patrick Verona rolüyle kalplerimizin daimi prensi yapmasıyla akıllarda yer etti. Soğuk, zeki, kimseye eyvallahı olmayan kitap kurdu Kat Stratford rolüne diğer birçok rolünden daha çok yakıştığını düşündüğüm Julia Stiles ve henüz 18 yaşında olan, adeta bir fındık kurdu tatlılığındaki Joseph Gordon Levitt filmin diğer artıları.

Konusuna gelirsek, Kat’in tam zıddı bir karaktere sahip kız kardeşi Bianca’nın etrafında onlarca erkek dönmektedir. Kat ve Bianca’nın babası ise kızlarının dizinin dibinden ayrılmasını pek istemez. Endişeli baba, aklı havadaki Bianca’nın biriyle çıkması için bir şart koşar. Elinden Sylvia Plath ve Bell Hooks kitapları düşmeyen Kat de mezuniyet törenine bir erkekle gitmeye karar verirse Bianca’nın da gidebileceğini söyler. Bianca da etrafında dönüp duran erkekleri Kat’e bir sevgili bulmakla görevlendirir. Suratsız Kat’e okulun asi çocuğu Patrick Verona uygun bulunur ve olaylar başlar. Filmi izledikten sonra Can’t Take My Eyes Off of You şarkısını Heath Ledger’dan başka birinden bir daha asla dinlemek istemeyecek, bizim lisede neden bir Patrick Verona ve trampet takımı yoktu ki diye hayıflanacaksınız.

3) Clueless (1995)

Clueless 90lar film

Bir zamanlar Alicia Silverstone vardı, hatırladınız mı? (Buraya liseliler bilmez esprisi gelecek). 90’lar deyince aklımıza gelen isimlerden olan ve uzun zamandır gözükmeyen Alicia Silverstone’un kanımca en başarılı filmi ve rolüdür bu. Jane Austen’ın Emma romanının bir uyarlaması olan film her istediğini elde etmeye alışmış, şımarık Cher’in (Silverstone) burnunun sürtülmesinin hikayesi diyebiliriz kısaca. Zekice espriler ve göndermelerle dolu filmde Alicia Silverstone’a dünyalar tatlısı Paul Rudd, Brittany Muprhy ve Cher karakterinin inanılmaz kostümleri eşlik ediyor diyebiliriz.

4) While You Were Sleeping (1993)

While You Were Sleeping film 90lar

Niye bilmiyorum ama Sandra Bullock‘a bir türlü ısınamıyorum. Aslında itici olduğundan değil ama insanların kendisinde tam olarak ne bulduğunu ve neden bu kadar meşhur olduğunu anlamakta biraz zorlanıyorum sanırım. Bütün bu hislerimi biraz olsun bir kenara bırakabildiğim bir film varsa o da While You Were Sleeping’dir efendim.

Tren istasyonunda bilet satan, ailesini küçük yaşta kaybetmiş Lucy her gün treni kullanan yolculardan Peter’a platonik olarak aşıktır. Tren istasyonundaki bir kaza Peter’i bir süreliğine komaya ve hafıza kaybına sürükleyince Lucy hem Peter hem de ailesinin hayatına girer. Peter’ın nişanlısı olduğu yalanına kapılan Lucy’yi “damadın” ailesi bağrına basar. Hem hiç tanımadığı halde hayallerini süsleyen adamın nişanlısı olmuş hem de sıcacık bir aile kazanmış olan Lucy için Peter’in kardeşi Jack haricinde her şey yolundadır. Lucy’e bir türlü inanmayan Jack, Lucy’e rahat bir nefes aldırmaz ama bu süreçte yavaş yavaş da kendisini ona kaptıracaktır. Lucy karakteri o kadar sevimlidir ve (ilginç bir şekilde) Sandra Bullock role o kadar yakışmıştır ki, Lucy mutluluğu yakalasın, bir ailesi olsun da huzur bulayım diyip durursunuz film boyunca.

5) Sliding Doors (1998)

Sliding Doors film 90lar

Listedeki diğer filmler pek de planlanmayan bir şekilde hep romantik komedi türünde oldu ama Sliding Doors ile bunun dışına çıkıyoruz şimdi. Hangi kategoriye dahil olduğunu net bir şekilde söylemek zor bu film için çünkü komedi de var, dram da, paralel evren formatında fantezi unsurları da da.

Çalıştığı firmadan kovulan Helen (Gwyneth Paltrow) eve dönmek üzere metroya yönelir. Helen’in hareket etmek üzere olan trene yetişip yetişmemesi noktası üzerinden ikiye ayrılan filmde, iki ayrı hikayeyi paralel olarak izleriz. Paralel evren ve rastlantı hikayelerini, İngiliz olmamasına rağmen genelde İngiliz karakterleri oynayan Gwyneth Paltrow’u, Monty Python’i ve İngiliz espri anlayışını sevenler için kaçırılmaması gereken bir film. Tabii bir de John Hannah tatlılığı ve filmin biraz değişik bir şekilde insana umut vermeyi başaran sonu var, unutmayalım.