Çocukken filmlerdeki çocukların ağaç evlerini görüp de kıskançlıktan çatlayanlar bu yazıyı hangi hislerle yazdığımı anlayacaklardır. Ağacın içinde insanın da bir “yuva”sı olması insanı tekrar doğanın parçası yapan bir fikir. Belki de bu yüzden çoğu zaman ağaç evleri çocukla özdeşleştiriyoruz. Çünkü büyüdükçe doğayla olan ilişkimiz de değişiyor. Doğa, parçası olduğumuz sistemden arada bir tadımlık yaşadığımız bir deneyime dönüşüyor. Bir ağaç evin içindeyken dünyayı bambaşka görebileceğimizi de unutuyoruz böylece.

nolmus treehouse 8 nolmus treehouse 9

nolmus treehousescover

Taschen’den çıkan Tree Houses. Fairy Tale Castles in the Air adlı kitap bu sefer de yetişkinlerin ağaç evlerine bakıp iç geçirmemize neden oluyor. Philip Jodidionun yazdığı kitap dünyanın farklı yerlerinden inanılmaz güzellikteki 50 ağaç evi bir araya getirmiş. İçlerinde mimarlar tarafından tasarlanmış olanı da var, bilinmeyen zanaatkarlar tarafından yapılmış olanı da. Dolayısıyla bazıları mütevazı ve derme çatma ağaç ev mantığından oldukça uzak olsa da tümü bir çocukluk hayalinin sembolü olma özelliğini taşıyor. Demek ki neymiş, bu hayal –ya da kıskançlık- her yaşta sürüyormuş.

nolmus treehouse01

nolmus treehouse 3

nolmus treehouse 5

nolmus treehouse06

nolmus treehouse 4Ağaç evlerin fotoğraflarına bakarken aklımda Nazan Öncel’in şarkısından “Gideliiiim buralardan, dayanamıyoruum…” nakaratı çalıyor. Sonra Beyoğlu’ndaki Ağaç Ev’e gidip bira mı içsek diyorum.

[MyModernMet] aracılığıyla.