Norveçli yönetmen Eskil Vogt’un bu sene vizyona giren filmi Körlük sinefillerin hayallerinin gerçek olmasını sağlayacak kadar dürüst, şaşırtıcı ve absürt. İlk gösterimi Sundance Film Festivali’nde yapılan ve en iyi senaryo ödülünü alan yapım kısa süre önce kör olan bir kadının yaşadıklarını konu alıyor. İnsanlığın ortak bir korkusu olarak nitelendirilebilecek kör kalma halini, alışılageldik Hollywood yapımları gibi duygu sömürüsü aracılığıyla aktarmak yerine Vogt filmde hiçbir sesi, rengi ve duyguyu abartmamış. Aksine film pastel tonlarda ve hislerde seyrederek minimalist bir görsel şölen sunuyor. İzleyiciyi karakterlerle tanıştırmak için onların sırlarını fısıldıyor ve masalsı bir gerçekliğe sahip olan bu insanları yargılamak ve onlarla empati kurmak arasında gidip gelmemize neden oluyor.

Filmin en samimi unsuru ise ana karakter olan İngrid’in bakış açısı. Pollyannacılık oynamayan fakat isyan da etmeyerek sade bir kabullenmeyle yeni hayatına alışmaya çalışan kadının bu yöndeki çabalarını izlerken onu gözetliyor gibi hissediyoruz. İngrid kendini eve kapatırken zihni hiç olmadığı kadar özgürleşiyor ve bilincindeki gizli korku ve isteklere tanıklık ediyoruz. Fiziksel ve zihinsel olan bu takip, filme hakim olan estetik mahremiyet duygusunun kaynağı.