Röportaj: Cansu Yalçın, Caner Uzun

Bozcaada’da bir akşamüstü… Adanın dar sokaklarını ilk kez arşınlarken, aklımızdan “burası tam da insanın huzur içinde ömrünü geçireceği yer” diye geçiyor. Tam o anda asmalarla dolu bir bahçe içinde, kırmızı beyaz renklerle bezeli bir restoran önünde duruyoruz. Karşı duvarda kocaman kırmızı bir kalp var. Mutlu bir yer burası, mutluluğu sokağa taşıyor. Birkaç saniye bu bahçeye bakakalıp yolumuza devam ediyoruz. Ertesi gün tekrar yolumuz o sokağa düşüyor. Bu defa istemsizce kendimizi bahçenin içinde buluyoruz. “Dün de gelmiştiniz siz, bugün girebildiniz nihayet.” diyen güler yüzlü biri karşılıyor bizi: Asude Akınlı. Kendisi Asude Ada adındaki bu mutlu kafenin sahibi. Bir yandan çok lezzetli yemeklerinin tadına bakıp diğer yandan muhabbet etmeye başlıyoruz ve bir kaçış hikayesiyle karşılaşıyoruz. “20 yıllık bir hayalin bahçesi burası.” diyor.

Asude Akınlı’yla Bozcaada, kaçmak, yemek ve Asude Ada üzerine yaptığımız çok keyifli, ilham veren sohbeti sizlerle paylaşıyoruz.

asude ada asude akinli

Asude Ada’nın işletmecisi Asude Akınlı

Asude Akınlı’nın hikayesi nedir?

Ben Radyo-Tv-Sinema okudum. İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi mezunuyum. 2000’de mezun oldum. 1997’den 2000’e kadar okul sırasında televizyonlarda çalıştım. Uzun bir süre Kanal D’de “Kaynanalar” dizisinde yönetmen yardımcısıydım. 2000’de etkinlik sektörüne girdim. 2009 sonuna kadar aralıksız o sektörde ajans yöneticiliği yaptım. Elimden Türkiye’nin en önemli markaları geçti ve büyük ekipler yetiştirdim. 2009’da artık çok sıkılmıştım. Sonrasında 3 yıl boyunca kendi yaptığım işin Turkcell’de diğer tarafına geçtim. Etkinlikleri satın alan taraf oldum. Çok da keyifliydi.

Ancak bir süre sonra işimi geliştiremediğimi farkettim. Ben işimi geliştiremediğimde mutlu olamıyorum. Dolayısıyla 3 yılın sonunda ekibe “ben gidiyorum” dedim ve sektörün ajans tarafına geri döndüm. Sonra da dedim ki “E bu da tamam, sıradaki ne?”

Asude ada 2

Hikâyenizin “lezzet”li kısmına geliyoruz sanırım?

Evet, lezzet kısmına gelince… Ben ilk yemeğimi 7 yaşında yaptım. TRT’den bir tarif gördükten sonra tabureye çıkıp bir yumurta dolması yaptım. Hemen arkasından da Pelte denen o tatlıyı yaptım. İlk yemek yapma deneyimimi öyle yaşadım aslında. Selanikli bir aileden geliyorum. Hep yemek konuşulan, hep yemek yapılan, kahvaltıda Fava yenilirken akşamüstü yapılacak enginardan bahsedilen…

O koşturmacada yemek yapmaya zaman ayırabiliyor muydunuz peki? 

Yapıyordum. Çünkü aşık oluyorsunuz dünyanın en güzel kısırını yapıyorsunuz. Ayrılıyorsunuz 2 kilo dolma dolduruyorsunuz filan. (Gülüşmeler) Bir süre sonra yemek yapmak benim için, duyguları ifade ediş biçimi haline geldi.

asude ada hayallerinize dikkat edin

Sigara tiryakisinin sigara yakması gibi mi?

Sigara içmediğim için aslında… İçki de kullanmıyorum. Benim için yemek alışkanlık haline geldi. Bir de çok fazla yurt dışı seyahati yaptım. Dünyanın farklı coğrafyalarında “Aman Allah’ım, yenmez!” denilecek bütün yemekleri denedim. Bir yandan da işin seyahat tarafı devreye girdi: Bir süre birgezgin.com diye bir blog yazdım. Tamamen gezi yazılarından oluşuyordu. O blogdaki bazı yazılar Saffet Emre Tonguç’un “Türkiye’de Görülmesi Gereken 101 Yer” kitabına girdi. Hürriyet Seyahat’te Umman gezimle yer aldım. Seyahatle yemek birleşti. Sonra işimin ajans tarafı çok yoğunlaşınca birgezgin.com’a daha fazla zaman ayıramadım.

Peki gelelim Bozcaada’ya. Adayla nasıl tanıştınız?

İlk kez 2000’de Bozcaada’ya geldim. Feribottan indikten yarım saat sonra bir gün bunların olacağını hissetmiştim. Çünkü burası çok farklı bir coğrafya. Bir de o zamanı düşünün, ne kadar farklıydı. Hiçbir şey yoktu. Rum Mahallesi diye birşey yoktu. Oradaki balıkçılar yoktu. Burada bir tek Yakamoz Balık vardı. Bir Çınaraltı Kahve vardı. Hiçbir şey yokken inanılmaz güzel bir yerdi burası. Sonra ben her yıl buraya gelmeye başladım. O zaman Erdek’teydi yazlığımız. Anneme dedim ki “Ben artık Erdek’i filan görmek istemiyorum. Bozcaada diye bir yeri keşfettim, artık oraya gidip geleceğim.”

asude ada bozcaada

15 yıl öncesinden bahsediyoruz. Nasıldı o zamanın Bozcaada’sı?

Yine yoğundu. O zaman ev şarapları vardı. Farklı şaraplar deneyebiliyordunuz. İki-üç tane restoran olunca bütün adada her şey çok farklıydı. Zamanla biz bu değişime de tanıklık etmiş olduk. Sonra ben buraya çok sık gelmeye başladım. Annem “Bu yolda artık ben çok endişeleniyorum.” dedi. Çünkü ben Cuma akşamları 5’te işten çıkıyordum ve 12 gemisini, son gemiyi yakalamak için arabayla hızlı hızlı geliyordum. Yolda geç kalınca kaptanı arıyordum. “Bir on dakika bekler misiniz n’olur?” diyordum.

Sonra Erdek, korkunç bir yer haline dönüşünce Geyikli’den 8 km ileride Dalyanköy’de bir ev aldık. Orada hayatımızda ilk defa toprağa yakınlaştık. Ama Bozcaada’yı özlemek zor geldi. Geçen sene Ağustos ayında ben buranın kiralık olduğunu görünce birden şimşekler çaktı. Çünkü bu bahçe benim için çok önemli bir bahçe. 8 yıl önce, burada çekilmiş bir fotoğrafım var. Ve fotoğrafın altına “Bu bahçe benim olsa keşke” yazmışım. Nisan’da kalktık geldik buralara, 1 Mayıs’ta Asude Ada’yı açtım.

Sizinki sağlam bir kaçış hikayesi aslında. Peki kaçabilmek kolay mı?

İnsanların kaçışlarının da bir ömrü var. Çünkü kolay bir şey değil. Yüzde yirmilik bir kitle kaçıyorsa, kaçanların yüzde onu 2. senede geri dönüyor. Çünkü şu var: Biz yıllarca ay başında hesaplarımıza iyi maaşların yatmasına alıştık. Ben 16 sene sonra ilk defa bu 1 Mayıs’ta bekledim acaba biri bir şey yatırır mı diye. (Gülüşmeler) Kolay değil tabi.

asude ada lezzetli yemeklerŞehirlerde yorulmadan, sıkılmadan, erkenden kaçmak hakkında ne düşünüyorsunuz?

Büyük şehirler insanı çok yorar hale geldi. En başında kaçmak da çok doğru bir şey. Nereye kaçarsanız kaçın… İster bir kafe işletin, isterseniz boş boş oturun. Sizin enerjiye ihtiyacınız var. Bundan on sene, on beş sene sonra kaçsaydım eğer pazardan 80 kilo sebze-meyve alıp gelebilecek bir enerjim olamayacaktı. Sabah 9’dan akşam 12’ye burada koşturacak enerjim olmayacaktı.

Kaçış hikayelerinde çok güçlü olmanız gerekiyor. Bu hikayelerde size motivasyon veren arkadaşlarınızı burada bulamıyorsunuz. Bir de böyle bir şey var: yalnızlık duygusuyla baş etmek zorundasınız. Ayrıca daha önce müşterisi olduğunuz, kapısında karşılandığınız insanlarla aynı tarafta oluyorsunuz. İş yapıyorsunuz. “Kur tarlanı abi, yap tarımını!” diyenler de size eskisi gibi davranmayabiliyor.

Henüz bir kurumsal firmada çalışmaya başlamamış insanın kaçacaksa baştan kaçmasının kolay olabileceği söyleniyor. Ama bir kere o düzene alışan, ondan tat alanın sonradan kaçması daha güç sanırım, değil mi?

Tabi ki kaçış o zaman daha güç. Çünkü konfor alanı, para, sosyal haklar gibi ciddi avantajlar var.

Ama işte başka bir şey olmalı burada. Burada nasıl bir tatmin yaşıyorsunuz?

Yaptığınız işi en net ve en hızlı ölçümleyebildiğiniz iş bu. Eskiden mutfağımda bir yardımcım vardı, ben burada oluyordum. O ilk lokmayı attığınızda yüzünüzdeki ifadeyi ben direkt ölçüyorum. Bana başka bir nicel, niteliksel ankete gerek yok. Tabaklar tamamen bittiyse “Helal olsun. Git bu gece rahat uyu.” diyorum kendime. Tabağın kenarında bir şey kaldıysa, “Nasıldı?” dediğinizde “Hmm iyiydi.” cevabı geliyorsa eğer hemen bunun altını didiklemeye başlıyorum.

Ayrıca kurumsal hayatta çok önemli bir sözleşmenin imzalanmasını sağlıyorsunuz ve bu sizi mutlu ediyor. Ama burada çok daha farklı bir tatmin var. Buralarda yalnızsınız. Buralarda insan olduğunuzu hatırlıyorsunuz.

asude ada kalpler

Duvarınızdaki kalpleri sormak istiyorum.

Ben çok fazla yurt dışı seyahati yaptım. Her yerde kilit asmak, bir şeyler bağlamak gibi ritüeller vardır ya. İki yıl önce dört kız arkadaş İtalya’ya gittik. Verona’da Juliet’in evine gittik. Oradaki bütün ritüelleri gerçekleştirdim. Orada bir heykel var işte, göğsünü okşuyorsunuz. Yok balkona çıkıyorsunuz, sakız çiğniyorsunuz, onu duvara yapıştırıyorsunuz, dijital mektup atıyorsunuz vs. Hepsini yaptım. En son baktım herkes kilit bağlıyor. Bir tane kilidin arkasına “lezzet yolculuğu, lezzetli bir aşk, evin her yeri lezzet” gibi “lezzet”li bir şeyler yazdım. Ben o kilidin fotoğrafını çektim. Sonra çok uzun yıllardır görmediğim, yemek konusunda inanılmaz deneyimli, yemeği çok seven, fikirleri olan, yapmayan ama dünyanın her mutfağıyla ilgili korkunç bir bilgi sahibi olan bir arkadaşımla yollarımızı birleştirdik ve nişanlandık. Lezzet yolculuğu, lezzetli aşk falan… İşte… O da bana “Sen bunu dünyanın her yerinde yaptın. Gel biz de burada yapalım. İnsanlar ister dilek dilesin, ister seninle ilgili bir şeyler yazsın.” dedi ve bu kalpler böylelikle duvardaki yerini aldı.

20 yıllık bir hayalin bahçesi burası. Kim nerede hayal kuruyorsa mutlu olacağı bir şekilde o hayalinin gerçekleşmesini dilerim. İnanmak şart. Ve hiçbir şeyin şevkinizi kırmaması gerekiyor.

Asude Ada 1 Kasım’a kadar açık. Yolunuzun Bozcaada’ya düşmesini beklemek yerine, siz yolunuzu o taraflara çevirin. Gitmişken de Asude Ada’ya selamımızı söyleyin. Tavsiyemiz, Zeytinyağlı Balıkuçtu ve Levrek Balık Kokoreç’in tadına bakmadan dönmeyin.

Asude Ada’nın internet sitesi

Asude Ada Facebook

Asude Ada Twitter

Asude Ada Instagram