İstanbul’a kar düşünce sosyal medyada beyaz manzaralar aldı yürüdü. Peki bu manzaralar vakti zamanında tablolarda nasıl temsil edilmişti?

Kış herkes için güzel manzaralarla eşdeğer değildir. Barınmanın, yiyecek ve yakacak bulmanın sıkıntıları manzaranın güzelliğini takdir etmeye izin vermez. Bu durum sanatta da karşılığını bulmuş, uzun süre sanatçılar bu mevsimde resmedecek bir şey görememiştir. İnsanoğlu doğa şartlarından kendini koruyabilir hale geldiğinde, önceden korktuğu şeyleri sevmeyi öğrendiğinde, böylece kışa farklı bir bakış yöneltebildiğinde, bu bakışı sanata taşıyabilmiş, unutulmaz tablolar yaratabilmiştir.

Pieter Bruegel Hunters in the Snow nolmus

“The Hunters in the Snow”, Pieter Bruegel

1565 yılı, küçük buzul çağı olarak adlandırılan dönemin en soğuk, en çok kar alan yıllarından biriydi. Bu sert kıştan etkilenen ülkelerin başında Hollanda geliyordu. Aynı yıl ressam Pieter Bruegel “The Hunters in the Snow” (Kardaki Avcılar) tablosunu yaptı. Bu, sanat tarihindeki ilk kar manzarası olarak bilinir.

Rönesans’ta kimse bir kış tablosu çizmeyi aklından geçirmemişti. O tablolarda gökyüzü mavi, atmosfer sıcak olmalıydı. Güzellik anlayışı bunu gerektiriyordu. Kış ve kar sanat için yeni bir fikirdi ve bunu düşünenlerin başında Bruegel geliyordu.

Yaptığı kış resmi büyük ilgi gören Bruegel, daha önce hiç denenmemiş başka bir işe daha kalkıştı ve dini hikayelere karlı bir arkaplan kazandırdı. “Massacre of the Innocents“(Masumların Katli) bir yandan İncil’den bir hikayeyi resmederken bir yandan da o tarihte Hollanda’daki durumu, İspanyol ordusunun işgalini simgeliyordu. Kar, burada ressamın yaşadığı zamanın bir simgesine dönüşüyordu.

massacre of the innocent bruegel nolmus

“Massacre of the Innocents”, Pieter Bruegel

O dönemde soğuk bütün Avrupa’yı fazlasıyla etkilemekteydi. İngiltere’de, Thames Nehri olağandan daha sık donuyordu. 1677 yılında Londra’ya yeni taşınmış olan Hollandalı Abraham Hondius “The Frozen Thames“(Donumuş Thames) tablosunu yaptı. Bu tip doğa koşullarına alışık olan Hondius burada belli ki bu yabancı manzara karşısında Londralıların verdiği tepkiyi alaya alıyordu.

frozen thames nolmus

“The Frozen Thames”, Abraham Hondius

Bu kıştan 5 yıl sonra kutup iklimi İngiltere’ye geri döndü. Thames bir kere daha dondu. Bu sefer durgun havanın da etkisiyle cam gibi bir yüzeyi vardı. Girişim dehaları bu fırsatı kaçırmadı. Nehrin üzerinde, bir kuruş kira vermeksizin bir pazar yeri kuruldu. Bu donmuş alanda yeni bir hayat başlamıştı ve buradaki hayat kraliyet kurallarına tabii gözükmüyordu. 10 hafta donmuş olarak kalan nehiri Hondius şöyle resmetti:

abraham hondius nolmus

“A Frost Fair on the Frozen Thames”, Abraham Hondius

Donmuş Thames’i Londra’da bırakıp kuzeye, İskoçya’ya gidiyoruz. Edinburgh şehrinde İskoç aydınlanmasına önayak olan entellektüeller kışın gelmesiyle kitaplarını bir yana bırakıp bir paten kulubü kurmuşlar ve donan küçük göletlerde, buz üstünde kayarak eğleniyorlar. Reverend Robert Walker’ı göl üstünde resimleyen kişi Henry Raeburn oluyor ve böylece ortaya İskoç resminin en ünlü parçası ortaya çıkıyor.

“The Skating Minister”, Sir Henry Raeburn

Bir yüzyıl ileriye gidip, 19. yüzyıla geliyoruz. Yıl 1810. Ressamların ressamı olarak anılan William Turner “The Fall of an Avalanche in the Grisons” tablosuyla bizi bir çığın ortasına götürüyor.

an avalanche in the grisons nolmus

“The Fall of an Avalanche in the Grisons”, William Turner

Turner’ın çağdaşı ve hayranlarından olan John Ruskin, Alp dağlarına özel bir hayranlık duyuyordu. İsveç Alpleri’ni, Chamonix’i defalarca ziyaret etmişti. “Cascade de la Folie, Chamonix” buradaki büyüleyici manzarayı gözler önüne serer. Ayrıca bu eser kışı turistik bir öğe haline getiren resimdir demek yanlış olmaz. Ruskin, tatillerin böyle bi manzaraya bakarak geçirilebileceğini bu resimle dünyaya göstermiştir.

Ruskin nolmus

“Cascade de la Folie, Chamonix”, John Ruskin

Sahne sırası empresyonistlerde!

A Cart on the Snowy Road at Honfleur

“La charrette. Route sous la neige à Honfleur”, Claude Monet

Entrance to the Village of Vétheuil in Winter 1879 Claude Monet

“Entrance to the Village of Vétheuil in Winter”, (1879), Claude Monet

Kıta değiştirip Amerika’ya, New York’a gidelim. Karşımızda empresyonistlerin etkisinde kalmış bir ressam var, Childe Hassam. Hassam kış ışığına hayran bir sanatçı. Gittiği her yerde kar manzaralarını resmediyor ama onu ününe kavuşturanlar New York’takiler oluyor.

Childe Hassam Winter, Midnight (1894) nolmus

“Winter, Midnight”, Childe Hassam

İtalyan ressam Giovanni Segantini çok genç bir yaşta doğduğu Milano şehrini terk edip İsviçre’de dağlık bir kasabaya yerleşmiştir. Yaşadığı bölgenin de etkisiyle kar pek çok kere resimlerine girmiş. Eserlerinden en bilinenlerinden “Alpine Triptych” üçlemesinin son resminde, kar ve kış, ölüm metaforu olarak karşımıza çıkar.

Giovanni Segantini nolmus

“Alpine Triptych, Death”, Giovanni Segantini

Zamanımızda kış belki bir ölüm metaforu değil ama hala bu mevsimi zor atlatanlar var. Sokakta yaşamak zorunda kalan bu insanları 1900’lerin hemen başında resmeden George Bellows olmuş. New York’un genişlemeye başladığı dönemde yaşamış olan Bellows sert bir kış karşısında hala savunmasız olanları, değişen şehirde köşeye itilmiş insanları bize gösteriyor.

bellows the lone tenement nolmus

“The Lone Tenement”, George Bellows

Kış ve kar tablolarını bu örneklerle sınırlamak mümkün değil. Bu mevsim, etkisini fotoğrafta ve sinemada, müzikte, sanatın her dalında göstermiş. Birbirinden farklı işlere ilham vermiş ve vermeye de devam ediyor.

[BBC aracılığıyla]