Tam Batı’da bir MBA programına katılacakken, tüm “ideal” planları bir kenara bırakıp kişisel yolculuğuna çıkan Bahar, bu yolculuktaki spiritüel günlüğünü bizlerle paylaşıyor. ODTÜ Sosyoloji bölümünü bitirdikten sonra e-ticaret, pazarlama, web içerik yönetimi alanlarında çalışan Bahar katıldığı eğitimlerde ve kamplarda meditasyon pratiğinin önemini keşfetti. Yoganın 5 ögesini temel alan yaşam şeklini derinlemesine öğrenerek, hayatına adapte etmek istediği için Türkiye’deki hayatını bırakıp yola çıktı.

Ezber bozan tespit insanı, ebedi öğrenci, spiritüel yolcu Bahar’ın, namıdiğer Bhavani Bahar‘ın spiritüel günlüğünden yazılar paylaştığı serinin 6. bölümündeyiz. Önceki bölümler için: 1.bölüm; 2.bölüm3.bölüm;4.bölüm; 5.bölüm

bhavani bahar 23 mayis 1

Üç Yüzleşme ya da 300’leşme

I. Hiçbir Şey Göründüğü Gibi Değil
O sabah asana dersinde yine birkaç yarım baş duruşu denemesi yaptıktan sonra Maha Lakshmi yanıma yanaştı ve benle bu pozla ilgili konuşmak istediğini söyledi. Öğrencisi olmak benim için ayrıcalık olsa da tabii ki ki kaçmak istedi zihnim öyle bir yüzleşmeden. Anca öğleden sonraya kadar kaçabildim. Ağacın altında yanına oturdum: “N’oluyor? Ayaklarını yukarı kaldırabilecekken kaldırmıyorsun. Fiziksel ve zihinsel olarak çok güçlüsün; görebiliyorum bunu. Neden?” dedi. Bunun gerçek cevabını düşünürken Maha Lakshmi’ye yüzeyden bir cevap verdim: “O kadar sakatlandım ki yine olur diye temkinli duruyorum.” Gözümün içine bakınca derinleri görüp beni de indirdi oraya: “Sakatlanmaktan başka bir şey var. Düşsen ne olabilir ki? Kickboks yapıyorsun, yuvarlanmayı zaten biliyorsun” dedi. Maha Lakshmi beni o kadar sakince köşeye sıkıştırdı ki bu söylediğiyle, artık kendime sesli sesli itiraf etme zamanı geldi: “Düşmekten korkuyorum. Düşmeden, kontrollü kalkmak istiyorum ayağa” dedim. Bu itiraf sadece baş duruşu için değil, hayat için geçerliydi. Maha Lakshmi’nin yaklaşımı ise bende altına çift çizgi atılmış, turuncu gazlı kalemle üstü çizilmiş olarak kaldı: “Baş duruşu hayattaki bütün korkularını ortadan kaldırır. Baş duruşunda en az bir dakika durabildiğinde hayatında istediğin her şeyi gerçekleştirebileceğin cesareti kendinde bulacaksın” dedi.

Bir sonraki derste yardım almadan baş duruşuna kalktım. Ondan sonraki bütün derslerde, düşe kalka, yuvarlana yuvarlana her seferinde baş duruşu yaptım. Bu konuşma öncesinde bu asananın durmaya çalıştığım her aşaması zihnimin esaretinden; yani düzensiz nefeslerden, kıpkırmızı bir surattan ve terden ibaretti. Duyduğum o birkaç cümleden sonra esaretten cesarete evrilen eylemlerim pozun içinde rahatlamayı ve sakinleşmeyi getirdi. Bundan sonrasında bu poza dair her şeyi kucaklar; her yerde, her anda, her fırsatta yapmayı arar oldum. Pozda bir dakika da kaldım, beş saniyede de düştüm. Son geldiğim nokta, sürenin ve sonucun ötesine geçti. Cesaretin baş duruşunda ne kadar süre kaldığımdan ziyade her seferinde tekrar yapma devamlılığını göstermekten geldiğini fark ettim.

bhavani bahar 23 mayis 2

II. Her Şey Geçer, Saf Varoluş Kalır
Yer masasında bağdaş kurmuşum; ders dinlerken yanımdan inekler geçiyor; mis gibi ılık rüzgar esiyor; aklımı da alıp gidiyor. “İnsan sevmekten değil, incinmekten korkuyor” diyorum içime içime. Dhidam’ımın dediği gibi: “Biz nereye, korkular oraya“. Bunca yüzleşmeden sonra ilişkilere bakmadan olmaz diyerek akşam yatakta bir sayfaya ilişkiler üstüne düşündüğüm olumlu/olumsuz her şeyi yazıp tane tane ayırdım. Hangisi ego ürünü, hangisi zihnin oyunu, hangisi daha geçici… Bir bir üzerine düşündüm. Sayfanın arkasına korkusuna tutunduğum ne geliyorsa aklıma hepsini döktüm; “korkmuyorum” yazarak besledim bir de hepsini. Sayfanın iki yüzünün de anlamsızlığına bakıp duyuların geçici ve yanıltıcı etkilerini gördükçe aşırı içim sıkıldı.

Ertesi sabah uyanıp her köşesini doldurduğum kağıdın aslında bomboş olduğunu bir kez daha içimde onayladıktan sonra kağıdı yırtıp attım. Geçici her şeyin arasında kalıcı olanın saf varoluş olduğunun farkında olsam da bu konu buradaki çözümlemeyle sona ermedi; hatta yeni başladı. Duyuların yanıltıcı ve geçici doğası, daha sonradan Tayland’da inzivaya çekildiğim ilk manastırda karşıma çıktı. Saf varoluş kavramını ise bundan hemen birkaç gün sonra en büyüleyici haliyle buldum.

bhavani bahar 23 mayis 3

III. Ben Kimim?
Gün çoktan aydı ama güneşi görmedik henüz. Aşramdaki tapınağın kutsal sessizliğinin ortasındaydık. Swamiji yanına çağırdı; karşısına oturtturdu ve sessizce bir mantra söyledi kulağıma. Sonra gözlerinin içine bakarak üç defa tekrar etmemi istedi. Kendi sesimi başkasının sesiymişçesine dinledim. O an için hiçbir açıklamam yok; sadece teslim oluşum var. Bir de o teslim oluşum sayesinde mantrayla kurduğum bağ var. İnanılmaz gelebilir belki ya da abartı sanılır ama ben o sabahı hala rüya gibi hatırlıyorum. Hala o sabahın net hatırlayamadığım yerleri var; hala “bu rüyamda mıydı yoksa mantra inisiyasyonu sabahı mıydı?” dediğim anlarım var.

Mantranın gücüne inan” dediklerini duymuştum ama hiç böyle bir deneyim yaşayacağımı hayal etmemiştim. Seremoniyle mantra aldıktan sonra meditasyonda yaşadıklarımın bu yazıya tek aktarabildiğim kısmı gözümden akan yaşlar. Arınmamın somut hali olan gözyaşlarımı durdurmamın imkanı yoktu orada; durdurmaya gerek de yoktu. Gözyaşlarım önce üzerime nimbus kümesi gibi çöktü; bir süre sonra yerini mutlu ve huzurlu yaşlara bıraktı. O süre sonsuzdu bana göre; zaman da mekan da bükülmüşten öteydi. Her damlada biraz daha saflaştım; sonunda kaç distile oldum bilmiyorum.

bhavani bahar 23 mayis 6

Gözlerim kapalıyken dipsiz bir sessizlik vardı; sadece gözlerimi açtığımda kuşlar ötmeye başladı; güneş doğdu hızlıca. Gördüğüm her renk, baktığım her yüz her zamankinden çok daha netti. O sabah, orada, sadece o anda, mantranın gücünün ve saf varoluşun anlamını buldum. Bundan tam iki gün sonra, saf varoluşu ve gücü simgeleyen, Hint mitolojisinde Parvati’nin isimlerinden biri olan “Bhavani” adını aldım.

O zamana kadar bende hep soyut kalan bir tespit o günden beri somut halini aldı: Yolun başında uçağa binen ben, “ben” değilim artık. Peki, ben kimim? İşte bu sadece benim kişisel sorum değil; herkesin kendine yönelttiği ortak soru aslında. Ve şu bir gerçek ki ortak soruların ekilmiş tohumlarından büyür ortak bilincin çiçekleri.

*mantra – Genellikle Sanskritçe olan dini hece veya şiirdir. Mantralar esasen ruhani kanallar olarak kullanılırlar. Kelimeler ve oluşan titreşimlerden faydalanarak kişinin daha yüksek bir bilince ulaşmasını amaçlar.

bhavani bahar 23 mayis 4